iş görüşmesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iş görüşmesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2009 Pazartesi

Bir Mülakat Hikayesi: Toygar Plazada

Toygar Coca Cola ile yaptığı acayip mülakattan beş yıl sonra bir başka acayip iş görüşmesine daha girdi. Bir önceki işinden ayrılıp İstanbul’da şansını denemek istemişti Toygar ve gördüğü her ilana başvuruyordu. İstanbul’da kalabilmesi için acilen iş bulması gerekiyordu zira. İşte bu dönemde, o saçma ilana da başvurmuştu.

İlan, askerlik hizmetini tamamlamış, üniversitelerin Mühendislik, İşletme, İktisat, Matematik vb. bölümlerinden mezun, uzmanlık alanında çok az deneyim sahibi ya da tercihen hiç deneyimi olmayan, öğrenmeye ve kendini geliştirmeye açık kişilerin üç aylık kısa bir eğitim yatırımıyla iş bulma olanağını %90’ın üzerine çıkarılabileceğini iddia ediyordu. Uyduruk bir Türk yazılım firmasının, çakma ERP (kurumsal kaynak planlaması) yazılımını satarken, Çemişkezek’e eğitmen gönderip, şirket içi eğitimle uğraşacağıma İstanbul’da adam eğitir, Çemişkezek’e gönderirim tercihi gereği verdiği bir eğitim programıydı. Programı tamamlayanlara da çakma yazılımlarının çakma sertifikalarını vereceklerdi.

Sonuçta şirketin taş atıp da kolu yorulmayacaktı ve müşterilerin şirketin pazarlamacılarını başından savmak için yaptıkları ben bu yazılımı satın alsam, bunu kullanacak adamı bulamam defansını boşa çıkaracaktı: “Ben size programı kullanan adam bulurum, zaten bunun için düzenli eğitim veriyor ve sertifikalandırıyorum. Bilmekaçyüztane sertifikalı adamım var.”

Toygar çaresiz bir durumda bulunduğundan bu işten bir cacık olmayacağını bile bile bu ilana da başvurdu. Coca Cola tecrübesinden sonra mülakat oyununda samimiyetin sökmediğini anlaması zor olmamıştı. Ne kadar çok mülakata girerse, her ne kadar üstüne eğreti duracağını bilse de rol yeteneğinin o kadar artabileceğini hesaplamıştı. Biraz da ne olup ne bittiğini görmek istiyordu Toygar. Her önlerine geelni alıyorlar mıydı bu eğitimlere, nasıl seçiyorlardı merak etmişti.

Toygar’ı firmadan aradılar ve iş görüşmesine davet ettiler. Saat ve gün konusunda randevulaşıldı, şirketin yerinin detaylı bir tarifi alındı, iyi günler dilendi ve telefonlar kapandı. Şirket 4. Levent’teki plazaların birindeydi. Günü ve saati geldiğinde Toygar, takım elbisesini, kravatını çekip, saçlarına da jöle sürerek business bir biçimde evden çıktı. Coca Cola mülakatı Toygar’a öğretmişti birşeyler.

Plazaya girdiğinde sağ tarafta bir banko ve kalan kısımda da turnikeler vardı. Gelenler bir kart tutuyorlardı turnikeye dıııt sesini müteakip geçiyorlardı turnikelerden. Toygar, bildiğin işhanına Merkez Bankası Darphane bölümü süsü vermekten ne zevk alıyorlar ki diye düşünmeden edemedi. Bankoya yöneldi, kimliğini uzattı ve bilmemne yazılıma iş görüşmesine gelmiştim dedi. Bankodaki hatun telefonla aradı firmayı, Toygar Lodosoğlu size iş görüşmesine gelmiş şekerim göndereyim mi yukarı dedi. Artık ne duyduysa şekerinden bankodaki hatun, ehh fena değil cevabını verdi. Sonra da gülerek tamam dedi, telefonu kapattı ve kimliği karşılığı Toygar’a bir kart verdi. 13. kat 141 numara diye ekledi Toygar’ın arkasından.

Toygar üçer üçer karşılıklı duran altı asansörün arasında 13. kata çıkacağı asansörün hangisi olduğunu çözmeye çalışmak yerine bütün düğmelere bastı. İlk kapısı açılan asansöre bindi. Asansördeki görevliyi görünce bu hareketine hemen pişman oldu. Çünkü yeterince şanslı değilse, asansör görevlisinden fırça yemesi kaçınılmazdı. Kaçıncı kat diye sordu asansör görevlisi. 13 dedi Toygar ve asansördeki beş kişiden gelen senkronize cık cık seslerinin üzerine bir assolist edasıyla gürleyen asansör görevlisinin kardeşim okumanız yazmanız yok mu sizin, niye yanlış asansörleri çağırıyorsunuz, bu asansör bir basamaklı asal olmayan sayılardaki katlara gider, sen sadece asal sayılardaki katlara giden 3B kodlu asansöre bineceksin sözlerini duymasıyla asansörün kapısının suratına kapanması bir oldu. Vay bee dedi Toygar kendi kendine, matematik bilmeyene asansör yasak lan. 3B kodlu asansöre yöneldi bu defa Toygar ve başladı beklemeye. Diğer beş asansörün kapıları sürekli açılıp kapanırken, 3B kodlu asansörün kapısı bir türlü açılmıyordu.

Toygar, bu işte bir acayiplik var düşüncesiyle duvardaki asansör kullanma talimatnamesi adlı 25 maddelik dev eseri okumaya başladı. İçindeki George Stobbart, bilemedin Guybrush Threepwood, en olmadı Grim Fandango uyanmıştı artık. Asansör kullanma talimatnamesinin 22. maddesi açıkça 3B kodlu asansörün kullanılacağı halleri düzenlemekteydi: 3B kodlu asansör yalnızca en üst kata gider. Toygar talimatnamenin plazayı tanımlayan 1. maddesini tekrar okuma ihtiyacı duydu ve plazanın 42 katlı olduğunu hatırladı. Artık kendisini bu plazaya layık görmeye başlamıştı. Talimatnameyi anlayacak kadar hukuk, asal sayıları bilecek kadar matematik ve işletildiğini anlayacak kadar zekaya sahipti. Hiç de az şey değil dedi kendi kendine, hiç de az değil. Kendisini asal sayılı katlara götürecek asansörün 3D kodlu asansör olduğunu talimatnamenin 13. maddesinden öğrenmiş olmanın verdiği kıvançla 3D kodlu asansörün önünde beklemeye başladı. Aklına takılan ise 1D kodlu asansörün görevlisi tarafından mı işletilmişti, yoksa görevli 3D demişti de kendisi mi 3B anlamıştı. Belki de plazanın beklediği zekaya ve duyarlılığa sahip değildi, hüzünlendi Toygar. Bu sırada 3D kodlu asansörün kapıları açıldı, Toygar içeri girdi ve güvenle görevliye 13. kat lütfen dedi. Birinci leveli geçmişti. 13. kattaki 141 numarayı elimle koymuşum gibi buldur bana yarabbi diye dua etti. Asansörden indi. Allah yardım etmemişti, kapılarda numara yazmıyordu. Her kapının üstünde tuhaf semboller vardı. Bu semboller bir şekilde kapı numaraları olmalı diye içinden geçirdi Toygar. 13. katın koridorlarında dolaşırken kenardaki bir çöp tenekesinin içinden bir broşür buldu. Broşürde her sembolün ne anlama geldiği anlatılmaktaydı. Toygar kalemini çıkardı ve 141 yazmak için gerekli sembooler kombinasyonun broşürün üstüne çizdi. Hemen kapıları tek tek dolaştı ve 141’e tekabül eden sembollerin bulunduğu cam kapıyı buldu.

Kapıyı itti kapı açılmadı, kapıyı çekti kapı açılmadı. Inventory’e bakıp, bankodan aldığı kartı kapıyla kullanmaya çalıştı. Nope dedi kendi kendine bunu kullanabileceğim başka bir cihaz olmalı diye düşündü. Kapının çevresini gözleriyle iyice tarayınca kapının sağ tarafında yanıp sönen küçük yeşil bir ışık gördü. Oraya doğru yaklaştı ve yeşil ışığın bir kart okuyucusunun ışığı olduğunu farketti. Bankodan aldığı kartı kart okuyucusuyla kullanınca cam kapı açıldı. Toygar artık plazada yaşamaya iyice alışmıştı. Kapıdan içeri girince sekreter,

- Ehh fena değil, dereceniz 4.41.13 dedi.
- Siz bankodaki hanımefendinin şekerisiniz di mi, aynı sizin tonlamanızla o da ehh fena değil demişti telefonda ben aşağıdayken?
- Evet Gülben’i çok severim ben dedi sekreter.
- Bengü ile Gülben de ideal kanka ikilisi zaten dedi Toygar, masada emailleriin dosyalandığı klasör açıktı ve tüm kağıtların köşesinde Bengü yazıyordu.
- İsmimi nereden bildiniz ?
- Dediniz ya, ehh fena değilim ben de.
- Ben derecenizi kastetmiştim.
- Ben de.
- ?
- Neyse, Bengü Hanım ben iş görüşmesine gelmiştim.
- Tabii buyrun şu formları doldurun lütfen.
- Oldu sağolun.

Toygar bir köşede cvsinde yazdığı bilgileri firmanın formuna yazmakla uğraşırken, saçmalık bu diye düşünüyordu. Formları doldurmayı bitirdikten sonra, Bengü’nün yanına gitti Toygar ve formları doldurdum dedi. Bengü o anda eee madalya mı bekliyorsunuz dese ne diyeceğini düşünürken Bengü formları aldı köşelerine 4.41.13 yazdı ve Toygar’ı bir odaya götürdü. Odada 40 yaşlarında şişman bir adam vardı. Formları alıp, eliyle kaşısındaki koltuğu işaret ederek, buyrun Toygar Bey oturun dedi. Toygar koltuğa oturdu ve sessizce adamın formları incelemesini bekledi. Bitirdiğinde şişman adam kafasını kaldırdı, Toygar’a baktı ve ERP yazılımlarının tarihçesini, ne işe yaradıklarını, hızla yaygınlaşmasının nedenlerini anlatmaya başladı. Toygar araya girip ben bilmemne ERP yazılımını kullandım dedi, bir önceki çalıştığım şirkette bölümün ERP anahtar kullanıcısıydım. Şişman adam o halde neden bu eğitimi almak istiyorsunuz diye sordu. Toygar,

- Çünkü bu eğitim sonucunda iş olanaklarımın %90 oranına yükseleceğini iddia ediyorsunuz dedi.
- Hımm anladım dedi şişman adam, biraz sizi tanıyalım, bana sizi tanımlayacak beş kelime söyler misiniz?
- Beş kelime mi, beş kelime ile kendimi nasıl tanımlayabilirim ki?
- Bir deneyin bakalım.
- Ben üniversite mezunu işsiz biriyim.
- Ama bu tanımda benim bilmediğim bir şey yok. Ben zaten hergün bu özellikteki insanlarla mülakat yapıyorum. Sizi tanıtacak beş sıfatı kastetmiştim.
- Analitik, ahlaklı, sorumlu, mükemmeliyetçi ve makul.
- Saydığınız özelliklerin hepsi olumlu özellikler, hiç kötü özelliğiniz yok mu?

Toygar söylediği sıfatları düşünürken zaten bu manasız mülakatta ne işim var diye düşünüyordu ve bu son soru üzerine sigortaları attı. Aptal bir kurs için bu kadar beyinsizce bir mülakatı haketmediğini düşündü. Para kazanması gerekirken üç ay boyunca zaten para kazanmadan salak bir kursa gidip gelmeyi zaten salakça buluyordu, bir de şişman adamın saldırılarını efendice cevaplamaya çalışmak biraz fazla oluyordu. Saldırıları efendice püskürtmekten hemen vazgeçti, artık alttan almayacaktı. Kızgınlığını belli etmemeye çalışarak,

- Yok dedi.
- Nasıl yani diye cevapladı şişman adam, hiç kötü bir özelliğiniz yok mu?
- Yok.
- ?
- Siz ürünlerinizi pazarlarken, yazılımınızdaki eksiklikleri, bugları, yetersizlikleri söylüyor musunuz?
- Ben eğitimciyim, ben söylerim.
- Pazarlamacılarınız söylüyor mu?
- Doğrusu bilmiyorum.
- Emin olun söylemiyorlardır.
- Muhtemelen söylemiyorlardır.
- Ben de şu an kendimi pazarlıyorum, kötü bir özelliğim varsa bile neden bunu size söyleyeyim.
- Yani mükemmelsiniz öyle mi?
- En az sizin yazılımınız kadar mükemmelim.
- Peki, biz görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Size de iki hafta içerisinde olumlu ya da olumsuz döneriz.
- Sağolun.
- Siz sağolun.

Toygar görüşmeden aldığı gazla kapıdan çıktı, Bengü’nün yanına gitti. Bir kağıda telefon numarasını yazdı, benimle bir akşam yemeği yemek istersen telefonum burada yazıyor, ara beni dedi, çıktı ve gitti.

16 Ocak 2009 Cuma

Bir Mülakat Hikayesi : Toygar ilk defa İş Görüşmesinde

Toygar üniversitedeki beşinci yılında 2-4 denen baraja ikinci kez takılmanın önüne koyduğu fasit daireye bakıyordu. Okuldan nefret ettiği için derslere ilgisiz, derslere ilgisiz olduğu için de fazladan bir senesini daha okulda harcamak durmundaydı. Çünkü 2-4 denen baraj, okulda kaçıncı senesi olduğuna bakmaksızın 2. sınıftan dersi kalmış bir Toygar’a 4. sınıftan ders vermemekte kararlıydı. Barajın bir önceki 1-3 versiyonundan ise ucuz atlatmıştı Toygar. Mantıklı düşünebilen her Toygar derslerine asılıp bir an önce okulu bitirmeye çalışacakken, burada bahis konusu Toygar başka bir çözüm düşündü. Geçinecek kadar para kazanabilirsem, hem bu salak okulda vakit geçireceğime sahaya çıkar biraz top oynarım, bakarım öğretmeye kalktıkları gibi mi dünya, hem de okulu istediğim kadar uzatır kendimi aptal, suçlu, beceriksiz falan hissetmem diye aklına gelen çözümü masaya koydu ve başladı incelemeye. Çözüm işte buydu ve TCIAOS (Tabii Canım İnsanda Akıl Olduktan Sonra) pastenesinin “beni ye” diyen muzlu rulo pastasıydı. Toygar yanılıyordu, çözüm okulda kalıp derslere asılmaktı. Toygar okuldaki minare gibi başarısızlığını çalmıştı da kılıfını hazırlıyordu. Ama muzlu rulo pasta da çok cazip görünüyordu gözüne.

Bu haleti ruhiyedeki bir Toygar’ın geleceğinin selahiyeti açısından görmemesi gereken tek şey ise okuldaki part time çalışacak 3. ve 4. sınıflardan stajyer öğrenci aranıyor ilanıydı. Toygar kaderinin bir gereği olan bu ilanı ne yazık ki gördü. Üstelik de ilanı Coca Cola vermişti, yani uyduruk bir garson ilanı filan değildi. Koskoca Coca Cola bayağı muhasebe ve iç denetim gibi işlerle uğraşacak eleman arıyordu. O an Toygar hayallere daldı. Okulu bitirdikten sonra da tam zamanlı olarak dolgun bir maaşla Coca Cola’da çalıştığını müdür filan olduğunu, yönetim kuruluna şirketin yıllık iç denetim raporunun sunumunu falan yaparken gördü kendisini. Titiz çalışmasından ve zekice çözüm önerilerinden dolayı teşekkür ediyordu tüm yönetim kurulu. Başvurular için bir faks numarası vardı ilanda. Faks çekmeyi beceremeyenleri elemeye çalışıyorlardı herhalde. Oysa Toygar bilgisayarının faks modemiyle faks çekmeyi becerebilen ideal bir stajyer öğrenci olduğundan hemen içi eve gidip faks çekme isteğiyle doldu. Yol boyunca yazacağı cümleleri aklında kuruyor. Sonra da bu cümle olmadı diye düzeltmeye kalkarken kendi kendine boşver diyordu nasıl olsa klavyenin başına gelince herşeyi yazacaksın.

Toygar personel yönetimi dersindeki asistan hatunun büyük bir iştahla söylediği “biliyorum hepiniz nasıl cv yazılacağını, mülakatta nasıl giyinmeniz, ne konuşmanıuz gerektiğini öğrenmek için sabırsızlanıyorsunuz, fakat dersimizin müfredatı bu konuda sizlere birebir destek vermemize imkan tanımıyor, ama mülakat teknikleri ve cv yazma gibi konular için haftasonları ek derslerle sizlere yardımcı olmak isterim” sözlerini “siz bir harikasınız hocam” bakışlarıyla dinleyen insanların aksine “mülakatın ne tekniği olacak lan, sorarlar söylersin, tiyatrocu muyuz biz” bakışlarıyla dinlediğinden o ek derslere de gitmemişti. Şimdi evdeki bilgisayarının başında bembeyaz Word sayfasına bakıyordu.

Bir süre yazıp, yazdıklarını okuyup, sildikten sonra, ek derslere gitmeme gerekçesini de düşünerek, “samimiyet gibisi yok ki usta” diye ağzına geleni yazdı. Özgeçmişinden, okuduğu okullardan söz eden, yeteneklerinden ve bu ilana başvurma gerekçelerinden bahseden bir sayfa yazı yazıp, çekti faksını Coca Cola’ya.

İki gün sonra aradılar Toygar’ı Coca Cola’dan ve görüşmeye çağırdılar. Muhtemelen Toygar ilk faks çekenlerden biriydi. Toygar okuldaki başarısızlığını açıklamaya yönelik güzel bir açıklamanın peşindeydi o sıra ama sonra Coca Cola’nın nerede olduğu ve oraya nasıl ulaşacağı konusu daha önemli hale geldi. Toygar Coca Cola’nın dağıtım deposunun bulunduğu yer hakkında hiçbirşey bilmiyordu ve göründüğü kadarıyla şehre acayip uzak bir yerdeydi. Sordu soruşturdu, Sıhhiye’den kalkan Etimesgut dolmuşlarının Coca Cola’nın yakınlarında bir yerden geçtiğini öğrendi.

Kot pantalonu ve kırmızı gömleğini giydi, uzun saçlarını arkaya doğru taradı, ayaklarına da botlarını geçirip görüşmeden iki saat önce evden çıktı, Sıhhiye’den dolmuşa bindi. Dolmuş şöförüne bir defa nerede inmesi gerektiği sorusunu, dört defa da “daha çok var mı” sorusunu sordu. Şöför ilk üç “daha çok var mı” sorusunu nerede inecektin sen sorusuyla cevapladığından gideceği yeri dört kere anlattı dolmuş şöförüne. Şöförün sen burada ineceksin dediği noktanın tek şeritli, basbayağı tarlaların olduğu ve ineklerin dolaştığı bir yol kenarı olduğunu anladığında Coca Cola nerde peki abi sorusunu sormaktan çekindi. Macera başlamıştı ve hatta bu dolmuş şöförü bile Coca Cola’nın adamı olabilirdi. Kendi başının çaresine bakabildiğini dosta düşmana göstermeliydi.

Dolmuştan indi ve fabrika mimarisi arayan gözlerle ufuk çizgilerini taradı. Fabrika mimarisi, orman kulubesinin yatay olarak uzatıldığı ve yüksekliğinin de iki katına çıkarıldığı gri renkteki betonarme versiyonuydu. Saat ikibuçuk yönünde bir fabrika mimarisi gördü fakat oraya da yol yoktu. Yılmadı Toygar, çamurlu tarlanın içinden yürüyerek ulaştı fabrika deposuna. Nizamiye kapısını bulduğunda görüşmeye on beş dakika kalmıştı. Nizamiye kapısından içeri girmeden önce ayağındaki çamuru yol kenarındaki bir taşa sıvadı.

Merhaba, ben iş görüşmesine gelmiştim dedi ve kimliğini uzattı nizamiyedeki görevliye. Görevli dahili telefondan Toygar Lodosoğlu iş görüşmesine gelmiş dedi ve 2 saniye dinledikten sonra cevap vermeden telefonu kapattı. Toygar’a dönerek buyrun dedi. Toygar adamı sadece bir masa ve iki sandalyenin karşılıklı durduğu küçük odaya kadar takip etti. Gülay Hanım birazdan kendisiyle görüşmek için bu odaya gelecekti. Toygar kabanını çıkardı sandalyenin arkasına astı ve çamurlu botlarının odanın halısında yarattığı taban izlerini izlemeye koyuldu. Bir süre sonra Gülay Hanım merhaba hoş geldiniz diyerek odaya geldi, ve Toygar’ın karşısına oturdu. Toygar’ın çektiği faksı da yanında getirmişti.

- Toygar Bey dilerseniz ben önce size pozisyonun nitelikleri hakkında bilgi vereyim, sonra sizin bu pozisyon ile ilgili düşüncelerinizi alır ve sizin pozisyona uygun olup olmadığınızı konuşuruz dedi sıcak bir gülümseme ve güzel bir ses tonu ile.
- Tabii buyrun dedi Toygar.
- Muhasebe departmanımızda yoğun paperwork işleri var, fatura kesiliyor, irsaliye kesiliyor, hesaplara kaydediliyor, bir kopyası bir yerlere dosyalanıyor, raporlar hazırlanıyor, analizler yapılıyor, denetim süreçlerinden geçiliyor, toplam kalite yönetimi ilkeleri çerçevesinde iyileştirmeler yapılıyor. Bu paperwork işlerinde kim yoğunsa onu asiste edecek düzenli tertipli birini arıyoruz.
- Peki çalışma zamanları belli mi?
- Hayır. İki üniversite öğrencisi istihdam edip, tam zamanlı bir personel elde etmek istiyoruz. Yani diğer arkadaşla zamanları siz belirleyeceksiniz.
- Anladım.
- Şimdi bu aşamada sizin özgeçmişinize bakalım biraz. İngilizce biliyor musunuz?
- Yazılı İngilizcem iyidir, okuduğumu anlarım, dilediğimi yazarım ama sözlü İngilizce için biraz daha pratiğe ihtiyacım var.
- Nerede öğrendiniz İngilizce’yi?
- Anadolu Lisesi mezunuyum ben.
- Hımm güzel, genelde Anadolu Liseleri’nin İngilizce Eğitimi kolejlerden daha iyi.
- Anadolu Lisesi’ne ve kolejine göre değişir. Şimdi Çemişkezek Anadolu Lisesi’nin Robert Kolejinden daha iyi İngilizce eğitimi verdiğini iddia etmek saçma olacaktır. Toygar kendi kalesine ilk golünü çakmıştı. Ona mı kalmıştı mülakatçıyı düzeltmek? Hem de düzeltilmemiş hali lehineyken.
- Doğru haklısınız ama zaten genelde demiştim. Neyse, kariyer hedefiniz nedir Toygar Bey?
- Bir hedefim yok. Nasıl yani Toygar, uydursana birşeyler, bak kendi kalene ikinci golünü de attın.
- Ama üç senedir üniversite eğitimi görüyorsunuz, artık bir hedef belirlemeli ve o hedefe ulaşacak planlar belirlemelisiniz.
- Üç değil beş.
- Anlamadım.
- Üç senedir değil beş senedir üniversite eğitimi görüyorum. Hedef koymayı sevmiyorum. Çünkü hedefleriniz tutmuyor. Lisede hedefim işletme değil, gazetecilikti. Ama ben işletmedeyim. Bu yaşta hedeflerinizi gerçekleştirmek çoğu zaman sizin elinizde olan bir şey değil. Kısmet. Yok artık Toygar, bu senin kendi kalene attığın golü Recep Çetin malmü maçında kendi kalesine atmadı. Üç değil beşmiş. Düzeltmesene olm mülakatçıyı doğrusu aleyhine olan konularda. Hem hedef koymayı sevmiyorum da ne demek, çalışmayı seviyor musun da buraya başvurdun? Kısmet ne Toygar, hayatında kaç defa kullandın bu kelimeyi?
- Evet aslında haklısınız, ne yazık ki eğitim sistemimiz böyle sonuçlar doğurabiliyor. Ama işletme ile ilgili diğerlerinden daha fazla ilgi duyduğunuz bir alan yok mu?
- Finans ve muhasebe diyelim. Hem teknik, hem uygulamacı. Nihayet be Toygar, en azından kendi kalene gol atmadın.
- Hımm anlıyorum.
- Sizin sormak istediğiniz bir soru var mı?
- Yok. E be Toygar, e be Toygar, kadın sana al da at dercesine pas veriyor, sen o pası da gole çevirmiyorsun.
- Toygar Bey görüşmelere yeni başladık. Bir iki hafta içinde olumlu ya da olumsuız size döneriz. Geldiğiniz için teşekkür ederiz.
- Ben teşekkür ederim.

Toygar binayı terkederken, içi rahattı. Ohh beee dedi kendi kendine samimiyet gibisi yok.