Hasan Cihat Örter'i ilk dinlediğimde sanırım yıl 1995 idi. TRT'de bir televizyon programında klasik gitarı aldı eline ve fazlasıyla armonik bir şekilde Çökertme çaldı. Müzikteki kulak alışkanlığım "bir ölçü la minor çalınır ardından da mi majore geçilir, orada da bir ölçü kalınır fa major basılır, bir ölçü sonra da mi major çalınır" faslını daha biraz geçmişti. İşte Bülent Ortaçgil çok fazla akor basardı, bunu bilirdim, MFÖ şarkıları kolay çalınır, Grup Gündoğarken si7li kalıplar kullanır gibi şeyler bilirdim. Bu abim neredeyse türkünün her notası için ona uygun şahane bir akor basarak çalınca böyle bakakaldım televizyona. Adam bir yandan akor basıyor bir yandan melodiyi fazlasıyla hissettiriyordu. Herif tek gitardan piano gibi performans alıyordu. Değişik bir tipti, tuhaf şeyler anlatıyordu. Sonra Modern Folk Üçlüsünde bir dönem Doğan Canku'nun yerini aldı. Doğan Canku'nun o sıralar transandantal meditasyondan başını kaldırıp gitar çalacak hali yoktu. Sonra enstrümental albümler yayınlamaya başladı. Reformation içindeki parçalar pek çok programın jenerik müziği oldu. Sonraki albümleri çok iyi değildi, tutmadı. Zaman zaman çıktığı televizyon programları dışında sesini soluğunu duyamaz oldum.
Aynı 1995'te Erkan Oğur "Fırat'ın suyu akar serindir" türküsünü Eşkıya filmine sokmuştu. Bülent Ortaçgil dinleyenler dışında neredeyse kimsenin hakkında birşey bilmediği adam ATV Ana Haber'e çıktı. Oysa o yıllarda yapılan pop müzik albümlerinin çoğunun kaydında gitar çalmışlığı vardı. Bülent Ortaçgil'in en has adamıydı. Şehir efsanesi sandığım bir rivayete gore perdesiz klasik gitarı icat etmişti. E-bow denen bir cihazla gitardan ney sesine benzer sesler çıkartabildiği konuşuluyordu. Sonradan öğrendim ki, adam 80'li yıllardan beri bu e-bow denen aleti çalarmış. Hatta youtubeda çok eski bir TRT kaydı var ki, Bülent Ortaçgil ile birlikte e-bow çalıyorlar, ikisi de feci gençler. Bir yıl sonra Erkan Oğur Bir Ömürlük Misafir albümünü yayınladı. Ben aynı yıl kendisini Ankara Saklıkent'te bir Bülent Ortaçgil konserinde e-bow çalarken canlı izledim. Çok sakin bir adamdı, yoksa cool mu demeli. Gitarı sakız çiğner gibi çalıyordu, gitar çalarak denizde yüz desen belki de yüzerdi. Bir Ömürlük Misafir klasik tabirle bir sentez albümdü. Batı sazlarıyla Anadolu müziği çalınıyordu. Tam flamenkodan tasavvufa gösterilerinin patladığı yıllardı. Bir kaç yıl sonra Erkan Oğur sakız çiğner gibi çaldığı gitarı bir köşeye bırakıp kopuz çalmaya başladı dediler. Cengiz Aytmatov romanları okumamış olsam kopuz ne lan derdim o sıralar. Sonra Erkan Oğur'un Aşık Daimi gibi, Kul Nesimi gibi, Pir Sultan Abdal gibi, Aşık Harabi gibi, Aşık Veysel gibi, Şah Hatayi gibi Anadolu felsefesinin temsilcilerinin çok eski türkülerinin en yalın halleriyle çalındığı albümleri çıkmaya başladı. Önce Erdal Erzincan, sonra İsmail Hakkı Demircioğlu gibi derleme çalışmaları yapmış bağlama virtüözleriyle çalıştı. Halen de İsmail Hakkı Demircioğlu ile çalışmaktadır.
Hasan Cihat gösterişlidir, kibirlidir, komplekslidir. Erkan Oğur ise duygulu, bilge, sakin adamdır. Erkan oğur'un 30 sene önce deneyip şimdilerde nadiren lazım olduğunda kullandığı e-bow ile Hasan Cihat hala şov peşindedir. Erkan Oğur'un derdi aşık geleneğini sürdürmek ve köklerine gitmekken, (kendisinin çocukluğu Elazığ'da geçmiştir ve en çok o yörenin türküleriyle ilgilenmektedir.) Hasan Cihat'ın derdi Türk müziğini kullanarak dünyaca ünlü bir gitar virtüözü olmaktır. Erkan Oğur, Hasan Cihat'ın ulaşmak istediği mertebeye 15 sene önce ulaşıp, işin sırrının şov olmadığını anlamış adamdır.
Bu hafta içinde Hasan Cihat'ı Soner Olgun'un, Erkan Oğur'u ise Volkan Konak'ın programında izledim. Tavırları o kadar farklıydı ki. Erkan Oğur denizdeki su damlası olduğunun bilincindeydi sanki de, Hasan Cihat hala bak bende hem tuz var, hem su var, ne kadar acaip değil mi havalarındaydı.
