Mayın Tarlası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mayın Tarlası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Arkası Yarın : Toygar’ın Oyunları – 2

Oğulcan ile Toygar pembe hayaller içinde salak salak gülerlerken, Oğulcan birden ciddileşerek yine de futbolun ilginç bir oyun olduğunu ve 10 defa üstüste kaybedebileceklerini düşündüğünü söyledi ve ekledi: “Amaaan giderse de 300 TL gitsin, o kadar heyecana, oynadığın maçı internet üzerinden bulup seyrederken duyduğun zevke değer”

O gün akşam üç kere kaybetmişler ve bahis 10 TL seviyesine çıkmıştı. İlk iki maçı tutturdular fakat diğer maç Arjantin Liginden Velez Sarsfield Rosario Central maçıydı ve maç gece 2’de başlıyordu. Oğulcan gitti yattı. Toygar ise maçı izlemeye kararlıydı.

İnternette maçı bulduğunda uzunca bir süre hangi takımın Velez hangi takımın Rosario olduğunu anlamaya çalıştı. Sahada biri sarı lacivertimsi yatay çizgili bir forma ile beyaz üstüne kollardan gelip göğüs kafesinin altında birleşen kalın bir lacivert V harfi olan bir takım vardı. Maçı Velez’in kazanması gerekiyordu ki, 35 TL kazanıp kümülatif zararı çıkarabilsinler. Beyazlılar daha iyi oynuyordu, ama Toygar’ın sarı lacivertimsi formaya sempatisi vardı. Bir süre sonra Velez’in beyaz formalı takım olduğu anlaşılınca sarı lacivertimsi takıma Toygar’ın duyduğu sempati, işi beceremeyen adamına “yıkılın lan karşımdan” diye bağıran mafya babası tepkisine dönüştü.

Bu takımlara oynamadan önce Toygar takımların Arjantin ligindeki durumlarına, son oynadıkları maçlara falan bakmıştı. Velez 6. Rosario 14. idi, ama Arjantin Kapanış ligi yeni başlamıştı. Belki de bu tablo çok değişecekti ilerleyen günlerde zira açılış ligi şampiyonu Boca Juniors 10. sırada Arjantin’in en büyük kulüplerinden River Plate 13. idi. İşin ilginç tarafı River Plate açılış ligini sonuncu olarak tamamlamıştı. Bütün bu verilere baktıktan sonra Toygar kesinlikle bilgi sahibi olmadığını ve öyle iki tane veriye bakarak bilgi sahibi de olamayacağını kabul ederek oynamıştı kumarını.

Velez ilk yarının son bölümünde bulduğu golle öne geçince Toygar Fener öne geçmiş gibi sevindi, ikinci yarıda Rosario beraberliği yakalayınca da Cimbomdan gol yemiş gibi üzüldü. Sahada Velez daha iyi görünüyordu. Oyuna hakimlerdi. Toygar sonunda iyiler kazanır romantizmi içinde izlerken maçı, bu romantizm gerçek oldu. Velez maçı 2 1 aldı.

Ertesi sabah Oğulcan Toygar’dan önce uyanıp internetten kazandıklarını görmüştü. Toygar uyanınca “işte o, iddaanın bomba tahmincisi, üçü yüzüç yapacak büyük insan Toygaaaaaaaaar” diye bağırdı. Sabah salaklığıyla neye uğradığını şaşırmış Toygar noluyor lan der gibi bakarken, Oğulcan açıkladı: “Kazanmış Velez”. “Haa onu diyorsun” dedi Toygar, “Velez iyi takım abi.” “hımm beğendin yani Velez’i, var mı Fener’e almak istediğin oyuncu?” “Yok” dedi Toygar, “takım olarak iyiler.”

Tekrar oymadılar, tekrar kaybettiler. Tekrar kazandılar, tekrar oynadılar. Kasalarındaki para 350 TL olmuştu 2 ay sonunda. Oğulcan ile Toygar hiçbir yatırım aracının bu krizde iki ayda net %15 para getirmeyeceğini söyleyerek böbürleniyorlardı. “300 TL yerine 300,000 TL ile girseymişiz bu işe şimdi 50,000 TL kazancımız vardı” bile dedi Oğulcan. O gün de oynamaya devam ettiler. Toygar’ın işi vardı, dışarıdaydı ve akşam eve geldiğinde Oğulcan üstüste 7 kez kaybetmişti. Toygar “hadi yaa” dedi önce, sonra “amaaan pilavdan dönenin kaşığı kırılsın” diye ekledi. Oğulcan o sırada düşünceliydi, “bak şimdi dikkatimi çekti, sermayenin %75’ini son üç seansta yatırıyoruz, yani şimdi vazgeçsek ve başa dönsek artıda olduğumuz 50 TL’yi de düşünürsek sadece 30 TL kaybeder ve yeni bir sayfa açarız” dedi. Toygar Oğulcan’ın oynamayı planladığı maçları inceleyerek, “abi bu kupon kazanır bas 50 kağıdı” dedi. Oğulcan, “bence de kazanır, zaten iddaaya göre de kazanır, ama daha önceki 7 seferde de durum bundan farklı değildi” diye karşıladı. Toygar daha önce oynanan maçlara bakarak, “olur mu lan dedi baksana tek maça üç kere oynamışsın üçünde de kaybetmişsin, o maç da Kongo Angola maçı, sen ne bilirsin Kongo futbolunu, Angola kadrosunu.” Toygar yoprgundu, içeri yatmaya giderken, Oğulcan’a “bence sistemi bozma bas 50 TL’yi ama yine de son kararı sana bırakıyorum” dedi.

Oğulcan’ın eli gitmedi, basamadı 50 TL’yi, bastı 2 TL. Toygar ertesi gün sabah maç sonuçlarına bakarken 3 maçı da tutturduklarını gördü ve işte bu dedi. Oğulcan uyanınca, Toygar, “iddaanın kralı naber” dedi. Oğulcan;
- Kendimi olimpiyatta sıfır çeken Halil Mutlu gibi hissediyorum”
- 2 TL bastın di mi Allah’ın salağı! Sisteme inancın yoktuysa, ne diye ortaya attın lan bu sistemi?
- Ne bileyim abi güvenemedim.
- İyi bok yedin.
- Neyse bunlar hep tecrübe.
- Sikiyim senin tecrübeni, olayın büyüsünü bozdun sen.
- Lan ne büyüsü olacak yaw?
- Sana da sistemine de güvenmiştim ben. Hahaha
- Yapma yaa. Hahaha
- Şu an çalışmama hayalim tuzla buz oldu senin yüzünden. Hahaha
- Lan tutmasa da 300 TL’yi kaybetsek daha mı iyiydi!
- Daha iyiydi tabii! En azından olmuyormuş derdik.

Oğulcan hayretle sağlamcı Toygar’ın içindeki kumarbaza bakıyordu. Çünkü Toygar’ın sonuçtan çok süreçle ilgilendiği belliydi. Kazanmak ya da kaybetmekten öte birşeydi bu Toygar için, yanar dönerlikti. Kumar içine girmişti Toygar’ın, sonuna kadar gidilmeliydi. Oyun disiplininden kopulmuştu artık, dağılmak an meselesiydi.

Oğulcan oynamaya devam etti, fakat Toygar heyecanını yitirmişti. Artık kafasına göre tek kuponluk büyük bahisler oynuyordu. Nadiren kazanıyor, çoğunlukla kaybediyordu, ama sermayesi de bitmiyordu.

Sezon sona erdiğinde Toygar, mayın tarlasındaki gri kareleri tıklarken Aceto’nun blogunda, Velez Sarsfield’ın Arjantin kapanış liginin şampiyonu olduğunu öğrendi. Hırsla yeniden açtığı mayın tarlasında gri karelere sinirli sinirli tıklarken, tıklayacak akrenin kalmadığını görünce sarı adamın güneş gözlüğünü taktığını farketti. Fakat asıl önemlisi rekor kırdın adın ne penceresini görmesiydi. Yeni rekor 255 saniyeden 238 saniyeye inmişti.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Arkası Yarın: Toygar’ın Oyunları

Toygar Lodosoğlu içindeki Usain Bolt uyanmışçasına rekordan rekora koşuyordu. Mayın Tarlası isimli oyunun uzman levelinde 279 saniye olan rekorunu 255 saniyeye çekmenin gururunu yaşamış Yeni Zelandalılar gibi haka dansı yapıyordu ki, Oğulcan geldi.

- Noluyor lan?
- Rekor kırdım da, kutluyorum.
- Bilgisayar başında oturma rekorunu mu kırdın lan? İnanmıyorum!
- Yok oğlum, Mayın Tarlası’nı 255 saniyede bitirdim.
- Sana acıyorum Toygar.
- Kedi de uzanamadığı ciğere mundar dermiş.
- Toygar sana bazı bilgiler vereyim. Bilgisayar oyunları sektörü 80’lerden bu yana acaip gelişmeler kaydetti. Artık futbol oynarken oynayan adamın yüzünü bile benzetiyorlar aslına. Mesela oyundaki Tuncay Şanlı aynı gerçek Tuncay Şanlı’ya benziyor.
- Eeee?
- Yani diyorum ki inanılmaz grafikler, aşmış hareketler var artık oyunlarda.
- Eeee?
- Ve sen hala seksenlerden kalma bu salak oyunu oynuyorsun.
- Oğulcan sen kiwi çıktı diye elma yemeyi mi bıraktın? Kuşburnu çayı çıktı diye normal çaydan vazgeçtin mi?
- Ne alakası var lan?
- Bir oyunu sadece seksenlerden kalma diye elştiren bir adamdan beklenmeyecek bir tepki! Kimbilir satranç oynasam başıma neler gelecekti.
- Peki neden bu oyunu oynuyorsun Toygar?
- Çünkü bu oyun her yerde oynanabiliyor, her bilgisayarda var. Üstelik beyin bir kastır ve kaslar antrenman yapmazlarsa, zayıflarlar.
- Üstün zekanı korumak için oynuyorsun yani bu salak oyunu.
- Hayır, sadece vakit geçsin diye oynuyorum. Bir de işte eskiden spider solitaire oynuyordum ama, belli oluyordu kocaman renkli bir ekran. Birkaç kere genel müdüre yakalandım oyun oynarken. Bu ise uzaktan scientific hesap makinesi gibi görünüyor.
- Peki evde ne diye oyunuyorsun Toygar?
- Sonradan bu oyunu sevdiğimi farkettim. Aradığım herşey var bu oyunda.
- Pardon?
- Gerilimli bir oyun, beynini çalıştırıyor, bir tane hareket yapmak için 9 tane düğmeye uygun sırayla basacağım diye kasman gerekmiyor, içinde mükemmel dozda şans ve yüksek düzeyde zeka var.Hayat gibi Oğulcan, yaptığın her hareket bir öncekinin aynısı ama etkileri acayip değişken. Birden 32 kareyi açtırabildiğin gibi, mayına basıp gümleyebiliyorsun da. Temelde ise yaptığın hep mouse ile gri bir kareye tıklamak. Doğru kareye tıklarsan zafer, yanlış kareye tıklarsan hüsran oluyor. Ayrıca kader inancına manyak bir açılım getiriyor.
- Oha Toygar oha!
- Mayınların yeri belli abi, oyuna başladığın anda tüm mayınların yeri belli. Sen iyi oynarsan kazanıyorsun, kötü oynarsan kaybediyorsun. Pek çok mayının yerini doğru olarak tahmin edebiliyorsun, ama iyi de bir açılışa ihtiyacın oluyor. Açılışı kötü yaparsan, oyunu iyi bitirmen de çok zor oluyor. Mavi 1’lerde rahat davranıyorsun, bordo 5’ler ise ödünü koparıyor. Siyah 7’yi bulursan arkana bakmadan kaçıyorsun. Sen mayınları işaretledikçe tablo netleşiyor. Bazen de göz göre göre sağ tıklamak için imleci üzerine getirdiğin karede bir anlık dalgınlıkla sol tıklıyorsun ve bommmm.
- Sen kafayı yemişsin Toygar.
- Kafayı yemiş olmam söylediklerimi değersiz kılmaz.
- Peki oyundan sıkılmıyor musun, ya da somut ilerleme oldu mu başladığından beri.
- Oyundan tabii ki sıkılıyorum. Bazen yoruyor beni. Somut ilerleme ise, ilk başladığımda sadece mayınları bulmaktı amacım süreyle ilgilenmiyordum. Yarım saatte de açtığım oluyordu, onbeş dakikada da. Sonra baktım ki 100 oyunun 60’ını falan açıyorum, süreyle de ilgilenmeye başladım. Önce 800 saniyelere falan çektim süreyi, sonra 600’lere. Uzunca bir süre 600’ler seviyesinde kaldım. Sonra 400’lere indim. Arada bir de 300’lerde açıyordum ama 300 sanieynin, yani beş dakikanın altına inebileceğimi sanmıyordum. Geçenlerde bir 279 yaptım. Çok iyi bir açılış yaptığıma bağladım. Sonra 282 yaptım. Ama bugün içimdeki Usain Bolt haykırdı. 255.
- Peki sana daha gerilimli, daha riskli daha etine kemiğine dokunan bir oyun bulsam, vazgeçer misin?
- Neymiş bu oyun?
- İddaaaaaaaa! Hem para da kazanırsın. Hatta yeterince iyi olursan, çalışmana bile gerek kalmaz.
- Lan bırak allah aşkına yaaa.
- Oğlum hemen itiraz etme de bir dinle.
- Anlat bakalım.
- Şimdi, ben uzun zamandır iddaa ile ilgileniyorum biliyorsun. Mantıklı ve sürdürülebilir bir oyun sistemi bulmaya çalışıyorum.
- Bak bak bak, anlatışa bak. Sanırsın küresel ısınmaya çözüm üretiyor.
- Uzun sürelik iddaa tecrübemden çıkan en temel ders, mümkün olan en az maçlık kuponlarla oynamaktır. Şu sıralar pek çok maç için minimum bahis sayısı 3. Yani 3 maç seçeceğiz.
- İyi de az maç seçince de kazanç az oluyor.
- Oğlum mesela iddaa’nın da oranlarıyla favori gösterdiği yaklaşık 1.5 oranlı 3 maç seçsek, yatırdığımız her liraya yaklaşık 3.5 lira alırız. 10 TL yatırdıysak 35 TL alırız. Hem de herkesin favori gösterdiği takımların kazanması halinde üç buçuk kat para kazanılıyor. Ufak ufak kazanıp, sabırla biriktirdiğin zaman 10 TL basma da 100 TL bas, 100 TL basma da 1,000 TL bas. Mesela, Valencia – Getafe maçı. Kim kazanır.
- Tabii ki Valencia.
- Oranı kaç biliyor musun?
- 1.30 falandır herhalde
- Değil işte. 1.45.
- E iyiymiş.
- İşte bunun gibi 3 maç oynayacağız. 2 TL para yatıracağız. Kaybedersek yine bunun gibi 3 maç bulup, 5 TL yatıracağız. Kazanırsak 17 TL civarı kazanırız, yatırdığımız 7 TL’yi çıkarsak net 10 TL kazanırız. Kazandığımız anda başa döneceğiz. 5 TL yatırdığımızda da kaybedersek, 8 TL yatıracağız.
- Eeee bu böyle gider.
- Bunun bir sınırını koyacağız. Mesela 10 maç üstüste 3 favori maçtan kaybedersek sermayeyi tüketmiş olacağız. Sermaye de 300 TL civarı birşey. Yani kişibaşı 150 TL.
- Nasıl ya anlamadım.
- Bak dur sana tablosunu yapayım. Sen Excel adamısındır, ondan anlarsın.
- Yani diyorsun ki, 10 maç üstüste üç favori maçı bilemezsek, kaybedeceğimiz para 150 TL.
- Evet aynen. Şimdi soruyorum sana. Futboldan anlayan, futbol izleyen adamlarız, dahası zaten iddaa oranları belirlenirken profesyonel bir ekibin yaptığı analizin sonucunda bu oranlar belirleniyor. Yani iddanın favori gördüğü takımların zaten maçı kazanmaları lazım. Bu şartlar altında 10 kere üst üste 3 favori maçı bilemediimiz olur mu?
- Valla zor görünüyor da bu sistemde biz aylarca oynarız sonunda bir bakarız 300 TL’miz olmuş 350 TL. Yani seni zengin etmez beni batırmaz bir iş bu.
- Abi öyle olursa bu sefer 300 değil de 3000 TL yatırırız. 3000 TL değil de 30000 TL yatırırız. Hatta o zaman seni o işten alırım. Şu duvarlara 6 tane LCD takarım, Her birine açarım bir maç sen izler durursun. Raporlar çıkarırsın. İşte dersin ki, Helsingborg deplasmanlarda iyi oynuyor ama ecvinde çok zorlanıyor, kontraatak takımı bu. Buna benzer bilgiler ilk elden toplandıkça yanılma ihtimalimiz de azalır. İddaa sitesi bile kurarız şerefsizim.
- Hee hatta iddaayı batırırız bizi tutuklarlar falan.

Devam Edebilir :p