Toygar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Toygar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2010 Cumartesi

Karagöz ile Hacıvat

Toygar Mısır'dan hepinize selam söyledi, canım bloggerlar ve bana Berkant ile yaptıkları MSN görüşmesini gönderdi. Biraz küfürlü konuşmuş gençler ama, artık kusura bakmayacaksınız.


Berkant: hacım

Toygar: he canım

Berkant: how are you, how is your keyifs

Toygar: ehhh, yorgun, sersem falan

Berkant: dananın kuyruğu ne durumda

Toygar: yok bir durum, kendiliğinden saçma sapan bir uzlaşma çıktı ortaya

Berkant: vay, pek kendiliğinden olmamıştır o jo

Toygar: peki o zaman şöyle söyleyeyim patronun iradesine karşı mı çıkacaksın

Berkant: çıkmayacaksın tabi ki

Toygar: çıkmadık işte

Berkant: gıcık mı oldun ne bu uzlaşma durumuna

Toygar: ne kadar menfaatçi pis bir herif olduğumu farkettim.

Berkant: niye lan

Toygar: doğrusu bu değildi, bu siyaseten doğrusuydu

Berkant: uzlaşmak iyi bişeydir hacım

Toygar: bir boka yaramaz, sadece satükoyu uzatır

Berkant: bak o kadar konuştuk patron zekası işi başka türlü çözmüş

Toygar: patron zekasının da amına koyayım. ya yine yalnız kalamadım, yine uykumdan uyandırıldım, sikeceğim böyle hayatı

Berkant: beni de çağır hacı ben de sikmek istiyorum onu

Toygar: ben yakalasam, sikeceğim de, yok hep o beni sikiyor, hep arkamda, salak bir film vardı ya kim ki dukun, onun gibi

Berkant: hayır alışkanlık yapacak ibne olacağız yakında

Toygar: ya hayatım işgal edildi, kesinlikle kendimle ilgili bir şey yapamıyorum, her yerden deliniyorum sosyalleştim amına koyayım ya, bu muydu yani

Berkant: istemediğim ne varsa tepemde diyorsun

Toygar: o eski halimden hiç eser yok şimdi diyorum, ızdırap içinde yorgunum şimdi diyorum

Berkant: olm derler ya borç yiğidin kamçısı diye hakikaten kamçı gibi ağlatıyor, hep borçlar yüzünden

Toygar: ortada yiğit yok kanımca, sünepe bir herif var

Berkant: hele seninki daha vahim, kendi iraden dışında oldu

Toygar: hayatımın içine sıçtılar el birliğiyle, kıçım başım oynar oldu

Berkant: şimdiye 40 defa reset yediydi o puşt hayat

Toygar: bütün kurguladığım hayat modeli çöktü, şu halime bak ya

Berkant: kıçın başın niye oynar olmuş ki olm

Toygar: cebimde para olmasına karşın, her türlü 1 sene güvencem olmasına rağmen, doğruyu uygulayamadım da ondan. hoş doğrunun da amına koyayım, hayatımı alamıyorum geri

Berkant: olm bünye kaldırmaz öbür türlüsünü de ondan, bunu da kaldırmıyo hoş sakal bıyık olayı göt başla ilgisi yok

Toygar: abi istediklerini yapamıyorsan hayatta, üstelik imkan ola ola yapamıyorsan, ne anlamı var yaşadığın hayatın, tırsıyorsun çünkü

Berkant: valla hacım ben de benzer şeyleri söylüyorum şu ara kendime ama sanırım azıcık yaşla ilgisi var

Toygar: yaşlandık olm işte, yaşlanmamamız lazımdı ama yaşlandık

Berkant: aynen öyle

Toygar: hadi senin durumun azıcık daha farklı, karın var bilmem nen var, benim hiçbir mantıklı açıklamam yok. üstelik de uzlaşmayı becerebildiğim için herkes çok sevindi. böyle rezillik yok, elalem için yaşar olduk, para için yaşar olduk. sikeyim parasını

Berkant: dramatize etme o kadar

Toygar: doğrusu bu olm, dramatiklik tamamen seçtiğin hayat modelinde

Berkant: seni tutan tek şey bence vefa olm orada, satış olsun istemiyorsun

Toygar: yok yanılıyorsun, beni tutan tek şey para burada, neyin vefasını duyacağım bu gerzek şirkete

Berkant: valla misal benim yerimde olsan, kendi işin olsaydı yani, bitirip gittiydin bence çoktan.

Toygar: peki öyle olsun, bu da daha kötüsü o zaman, lan vefa nedir, birinin sana sormadan aldığı kararları uygulamasına yardımcı olmak mıdır? bana ne amına koyayım ya, mısır fabrika sıçmışmış, başarmışmış, delleniyorum ya, ben nasıl bu hale geldim, şu an resmen başarılı olmaya çalışıyorum, geri kalan herşeyi kabulleniyorum, saçma sapan dertler dinliyorum, çözmeye çalışıyorum, peki bunu niye yapıyorum? tek bir sebebi var.

Berkant: ya hacı birçoğunu yaşadığın ve çalışmak zorunda olduğun sürece yapmak zorundasın zaten ki, değişmez

Toygar: hacıııı, anlamıyorsun, şurada biz hayatla anlaştık, dedik ki, kardeşim 10 saat 12 saat neyse satacaksın dedi hayat bana, ben de karşılığında sana 12 saat istediğin gibi yaşama şansı vereceğim. fifty fifty, ok? ok. eee, geldiğim noktada istediğim hayat için bir dakika yok. her dakika birileri, dert dinlemeler, işgal edilmeler. odamda oturamıyorum sikime göre, anahtar var birilerinde, kapıyı açmıyorum, giriyorlar. şarjını alabilirmiyimler, bilgisayarımda şunu yapamıyorumlar, internete giremiyorumlar, bilmemkimle konuşmam lazım telefonu alabilirmiyimler, bu saatte bu ne uykusular.

Berkant: sen sosyal olarak da işgal altındasın değil mi? bulaşmamalarını niye sağlayamıyorsun?

Toygar: ihtiyacım var çünkü onlara, burada kalıp bu parayı alabilmek için ihtiyacım var, herkesin beni sevmesi gerekiyor, desteklemesi gerekiyor. çünkü tek başına yiyemeyeceğin bir yarrağı yemişsin.

Berkant: niye canım belirli saatlerde seni bıraksalar , hatta herkes kendi halinde kalsa, işe de mi yansıtmaları lazım ille, bu ne zorbalık

Toygar: olm öyle bir hayat yok burada. her gün işten çıkarken iki ayağın bir pabuçta, hadi çıkalım, hadi gel, yeter artık. ulan göndersen, ben gelmiyorum, gidin desen, eve gelmen binbir türlü mesele. araba bulacaksın da, eve gideceksin de, sürü gibi, dinlemek istediğin müzik dinlenmiyor, izlemek istediğin film izlenmiyor, yazı yazmak istiyorsun, rahat bırakılmıyor, gece 11 de geliyor, bilmem kim şunu soruyor? bana mı soruyor? yok. eeee? ya sen bilirsin, sende vardır.

Berkant: olm var ya madem mecburiyetten geçiyor bu zamanlar keşke yer değiştirsek seninle. aradığın her şey bu ofiste valla

Toygar: istanbula gidiyorsun, evin yok. yine insanlarlasın, yalnız kalamıyorum ya,bunalıyorum insandan, her yanda insan istemiyorum kardeşim

Berkant: :) yalnızlıktan patladım hacııııı, bu ne dünya kardeşim böyle

Toygar: herkese merhaba demek zorundasın, alınıyorlar, herkesle hal hatır konuşmak zorundasın, alınıyorlar, herkese ilgi göstermek zorundasın, bekliyorlar.

Berkant: Amına koyayım ya üffffff. ömrünce köşe bucak kaçtığın insan tipleri hayatının orta yerinde

Toygar: ya kendime ait tek bir şey yok burada, anonimleştim. şimdi mesela takriben 10 dakika sonra birisi gelecek, şarjımı getirecek sağol diyecek.

Berkant: üfff

Toygar: şarjımı getirmese, ben film izleyemeyeceğim, o arada mutlaka sağolla yetinmeyecek, bana bir şeyler anlatacak, ben onu ilgiyle dinleyeceğim, hoşuna gidecek bir şeyler söyleyeceğim, sonra defol git diyeceğim. aaa diyecek, niye öyle diyorsun, ya bir git, yalnız kalmam lazım benim.

Berkant: ben insan sevmiiim de

Toygar: aaa, nasıl oluyor o diyecek, anlamaya çalışacak, allahım bu dünyaya ben niye geldim.

Berkant: diyorlardır lan bu oğlan bi tuhaf.

Toygar: ama işte kıçım başım oynadığı için, uzak da duramıyorlar, bir gün çok eğleniyorlar benimle, bir gün böyle saçma sapan şeyler oluyor, beni illa sağa sola götürmek istiyorlar. niye? kimsenin demediklerini söylüyorum, tuhaf tuhaf espriler yapıyorum, bu çok değişik diyorlar, oysa ben ben olamıyorum ki, dünkü muhabbet şuydu mesela, toygar ben evlenirsem düğünümde ne takacaksın? ebenin amı

Berkant: amaaaaan, pöfff

Toygar: ben düğünden nefret ederim, sen gerçekte benim zerre kadar umurumda değilsin, senin düğününe de gelmem, bir bok da takmam diyemiyorsun. kem kem kem, küm küm küm.

Berkant: Lan de gitsin, zamanla alışırlar.

Toygar: ya da top çeviriyorsun, sen evlenemezsin ki, evde kalmışsın.

Berkant: offf, bu daha sert aslında, hahaha

Toygar: lan diyorum, dedim de zamanında, beni seviyor musun dediler, hayır dedim, niye öyle diyorsun oldu, ben sevdiğini biliyorum oldu.

Berkant: offff, kurtuluş yok gibi bir şey

Toygar: dedim ki, beni hiç tanımıyorsunuz, tanıdığınızı zannettiğiniz adam benim %10'um falan. e anlat o zaman kendini dediler. lan bi siktir git

Berkant: hacı çok mu feci tipler yoksa sürekli beraber olmak zorunda olduğu için mi bu hale geliyor

Toygar: sürekli beraber olmak zorunda olduğun için bu hale geliyor, yoksa kendi hallerinde tipler.

Berkant: abi bana ayrı oda yoksa ben giderim de, yani bahane olsun.

Toygar: ayrı odam var, sorun o değil. sorun beraber çalışmak zorundasın, işin düşer habire, zıtlaşırsan, hayatın zindan olur, başarısız olursun

Berkant: ya anlamadığım o, çocuk mu bunlar?

Toygar: kimse kendi götünü toplayacak durumda değil.

Berkant: farzetsinler ki herkes akşam kendi evine gidiyor iş çıkışı.

Berkant: işte iyi olun, akşam görüşmeyin, noolur ki?

Toygar: sıkılıyor abi vatandaş. sen de gel

Berkant: e sıkılan görüşsün

Toygar: bensiz sıkılıyorlarmış, içlerine sinmiyormuş, bensiz olmazmış.

Berkant: haydaaaaaaaaaa, ben de sizinle sıkılıyorum, bu ne sosyal sorumluluk.

Toygar: olm her şeyi şaka sanıyorlar, oysa ben hiçbir şeyde olmadığım kadar ciddiyim.

Berkant: latdan anlamıyor bunlar demek ki.

Toygar: başka türlü bir hayat yok, hafsalaları almıyor, çocuk gibiler zaten

Berkant: küserler de bunlar

Toygar: tabii, hiç şüphen olmasın.

Berkant: aboooo

Toygar: olm hep diyorum ya, insanın türdaşıyla kuracağı tek doğru iletişim biçimi duyguya dayanır. saygı duyarsın, seversin, acırsın, üzülürsün. bizde bunlar yok, çıkar ilişkileri var, insanı bir arada tutan şey duygu değilse, çıkarsa, bu dünyanın en çekilmez şeyidir.

Berkant: özellikle bundan kaçınmaya çalışıyorsan.

Toygar: biz burada, 6 kişilik bir çıkar örgütü kurduk, hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için. amaç ne? herkesin güvenliği. nato. bu ne demek? tek başına acizsin demek.

Berkant: farkındalar ama rahatsız değiller anladığım.

Toygar: tabii ki, hepsi farkında, patronlar da farkında, söylüyorlar da zaten, siz çete oldunuz diye. yüzümüze karşı değil ama duyuyoruz biz. burada hayatta böyle kalınıyor.

Berkant: sen de çete beşı ol, yönet amına koyiim. müstahak bunlara, kur oyununu olm. yaparsın istersen.

Toygar: ben çetenin beyniyim mecburen, ama çete bu, biri lider olur, biri düşünür, biri savaşır, biri propaganda yapar. ya oyun falan kurmak istemiyorum.

Berkant: naapcan olm çaren mi var?

Toygar: ayrıca kursan ne olacak, ister istemez kuruyorsun zaten ama, iş adam olmakta, çete olmakta değil. çıkar örgütü bu, başka bir şey değil, benim gibi biri de bu örgütte. lan hayat, senin ağzına sıçayım. aslında bakarsan görevlerimiz de iş tanımlarıyla örtüşüyor. ben planlamacıyım, düşünüyorum. satışçı lider, parayı buluyor, vazgeçilemiyor, depocu cephaneyi koruyor, yeri geliyor yok ediyor. yani biraz fazla benzetmenin büyüsüne kapıldım ama her neyse, ben daha önce de dediğim gibi, insanın tek başına yapabildikleri işlere değer veririm. insan tek başına düşünür, tek başına çalışır, tek başına üretir, ama insan tek başına yönetemez, sömüremez. bak şimdi şarjımı getirmedi ya, benim şarjım da yarım saat sonra bitecek ya

Berkant: ee?

Toygar: kafanı takacaksın ister istemez, gideceksin şarjını alacaksın, e ne oldu, ilişki kurdun gene, yalnız kalamadın, uçamadın kaçamadın, düşünemedin, uyuyamadın

Berkant: vermesen olmaz, küser müser.

Toygar: kafan takıldı. neyse şarjım geldi, anahtarla kapım açıldı, bana iyilik edildi, ben kalkıp açmak zorunda kalmadım kapıyı, gelindi, oda niye bu kadar sıcak dendi, klima çalıştığı halde dendi, yeterince çalışmıyordu çünkü klima,

Berkant: kızgınım deseydin

Toygar: ne yapıyorsun dendi, oturuyorum dendi, e niye gelmiyorsun, beraber oturuyoruz dendi, yok dendi, suratsız dendi, suratsızım dendi, anlatabiliyor muyum, kurtaramıyorsun kendini.

Berkant: anahtar niye var hacı, gerçi ne fark eder ki

Toygar: ben uyanamıyorum sabahları, onlar da girip dürtüyorlar.

Berkant: bi tavır koysan on katı ilişki geri alıyorsun resmen ya, tavır koymamak daha faydalı nerdeyse.

Toygar: mesela az önce kapı çaldı, Atilla Bey bir duble rakı istiyor varsa dendi, tamam dendi, buyrun sizde gelin dendi, yok dendi, rakı verildi.

Berkant: köy yeri

Toygar: olm kaçış yok, no way out, ki bilirsin ben insanları kaçırmakta iyiyimdir.

Berkant: işte zor anlaşılan kısım o zaten, mecburen mecburen.

Toygar: yapılamamasının sebebi basit, ihtiyacın var.

Berkant: şöyle daha adice yaklaşsak olaya, kimin kime daha çok ihtiyacı varsa kuralları o belirlesin

Toygar: birincisi, adilce yaklaşmak yerine adice yaklaşırsak olaya, kalenin birini daha kaybederiz. ikincisi mesele kurallar değil yeğen, mesele bir arada olmak zorunda olmak.

Berkant: olm eğer sana çok ihtiyaçları var ve sana iş içinde tavır yapmayı göze alamazlarsa akşam senin kurallarını da kabullenirler. sonuçta bu durumu da bir çıkar ilişkisine çevirmek gerek.

Toygar: evet ama bu adil olmaz,

Berkant: madem geçer akçe bu

Toygar: ben bunu da takarım kafama, bilirsin ben, bana yapılanın fazlasını vermeden rahat edemem.

Berkant: laftan anlamayanın hakkı kötektir olm.

Toygar: bazen öbür yanağını da dönersin.

Berkant: daha nereni döneceksin olm ya, düzgünce söyle yok, laf sok şaka olsun, bilmem ne, bilmem ne, ebenin amı. azcık yalnız kalmak istemek bu kadar büyük günah olmamalı ya.

Toygar: hacı gece yarısı, sigarasız veya çakmaksız kalıyorsan, ve bunları dışarıdan alamıyorsan, bir gün sen isteyen olursun, bir gün de sen istenen olursun. bunun kaçarı yok, Rotterdam mı lan burası hahaha

Berkant: hahaha, lan olm bi ateş istedik diye hemen yüz göz mü olmalyız, ortası yok mu amına koyayım ya

Toygar: ya rezalet, tam rezalet, mesela klima da püfür püfür oldu şimdi, oda buz gibi, neden, biri geldi söyledi diye, hahaha

Berkant: offf hahaha

Toygar: kapı çaldı gene, kesin biri çağıracak. hahaha, telefonumu istedi biri, Türkiye'yi arayacakmış, ver kurtul, ver kurtul.

Berkant: sen bence devrim yapamıyorsan revizyonist takıl. olm sürekli onlar istiyor bu nasıl iş?

Toygar: yalnız kalmak isteyen benim olm, onlar değil ki. hatta bana bozuluyorlardır, hiç gelmiyorum çaylarını içmiyorum diye.

Berkant: günahkar seni, yalnız kalmak isteyen şeytan

Toygar: yalnızlık allaha mahsustur olm

Berkant: seni suratsız lanet asosyal, seni tuhaf seni.

Toygar: ağzı büzüşesiceyim olm ben

Berkant: hahaha, topaç olsan daha mı iyi lan, hahahha

Toygar: sibop en güzeli

Berkant: bozuk sibop

Toygar: ossurdukça hava kaçırıyom değil mi, doğru diyorsun

Berkant: kusmak ister misin

Toygar: istediğim hiçbir şeyi yapamıyorum ki, istesem ne, istemesem ne

Berkant: iyi tarafından bak olm

Toygar: peki, bakayım

Berkant: en azından ne istediğini biliyorsun

Toygar: bana bu kötü tarafı gibi geldi ama neyse

Berkant: bildiğin için öyle

Toygar: hay senin amına koyayım, kapı

Berkant: naapim olm hayat boktan ben onun yalancısıyım

Toygar: telefon geri geldi, alacak verecek bir şey kalmadı ha yok belki rakı gelir daha hahaha

Berkant: valla kapın hiç durmuyor resmen. bütün olan bitende ilahi bir irade görüyorum. neyden şikayet edersek üstümüze üstümüze geliyor.

Toygar: hikmetinden sual olunmaz ki

Berkant: yok canım kendimize vuruyorum, en temiz biçimde, yoksa iş Murphy'e varır maazallah.

Toygar: olm allah yakalamış edi ile büdüyü kaçırıır mı eğlenceyi

Berkant: hahahaha, ya yerlerimiz değise noolur ki

Toygar: hiç olur mu

Berkant: valla bi allahın kulu gelmez kapına

Toygar: hahaaha

Berkant: patron bile yok, kırk yılda bir müteahhite he diyeceksin o.

Toygar: iyi de sıkıntı şu ki, para da yok.

Berkant: para istemiyoruz olm. o borcumuz var diye

Toygar: borcumuz niye var hacı

Berkant: yerler değişecek o ara borçlar da gidecek

Toygar: haaaaaaa, o da güzelmiş, tanrıdan diledim bir dilek aman aman diyorsun yani

Berkant: hahaha, he birbuçuk

Toygar: iskender değil lan bu, dilek.

Berkant: bonuslu dilek olm ne yani çok mu?

Toygar: az mı? hıdırellez de geçti. hızır ile ilyas buluşuyor mu acaba harbiden?

Berkant: buluşuyor zaar

Toygar: bence makul dileklere bakıyorlar ama, böyle saçma sapan dileklere allahlarından bulsunlar diyorlardır.

Berkant: olm zaten allahtan bulmuşuz ve bence gayet aklı selim dilekler bunlar, meselenin özünü idrak etmiş dilekler.

Toygar: madem ki buldun sus olm, daha ne aranıyorsun

Berkant: lan işte bulduk bitti, hahaha, sobe

Toygar: oyun niye bitmedi peki hacı?

Berkant: işte dilekler kabul olunacak daha.

Toygar: hahahha, kesin kabul olur canııııım, secret hesabı

Berkant: yeterince istersek, hahahahah

Toygar: ama adamlar diyor abi, olumsuz düşünme, beynin neyi düşünürsen onu çağırır

Berkant: hiç düşünür müyüm hacı, bana ne kadar uzak bir kelime.

Toygar: düşünmüyor musun, vah vaaah.

Berkant: hiç olur mu?

Toygar: olmaz di mi

Berkant: olur mu hacı, hiç olur mu

Toygar: her halde olmaz

Berkant:"hiç" olur mu ? zaten hiç

Toygar: hiç olmaz

Berkant: yani

Toygar: bence bmc

Berkant: şiştim kaldım şimdi valla

Toygar: hık diye kalırısın işte öyle

Berkant: tüm dağıldım gittim

Toygar: mesele dağılıp gitmek değil yeğen, mesele toparlanmak.

Berkant: toparlanıyorum hemen, hal böyleyken telefunken.

Toygar: saba çok iyi televizyon

Berkant: itt den başka tanımam

Toygar: sony de iyi diyorlar

Berkant: grundig gerçeği var asıl

Toygar: tabi tabi yenilerden de Samsung'u unutmamak lazım. yan taraftan makber çalıyor valla, rakı gitti gelmez. hahahaha

Berkant: hahaha, demedim mi ibrahim

Toygar: sevinsem mi üzülsem mi bilemedim fikret bey

Berkant: sevin ibrahim sevin, o rakı yarım piç olur

Toygar: doğru söylüyorsunuz fikret bey

Berkant: bizim oğlan alkolsüz bira da getirmeye başlamış

Toygar: bira saçmaydı, alkolsüzü dangalaklık abi. dikkat et paracıklarına

Berkant: tadı da neredeyse aynı üstelik

Toygar: valla biranın tadından nefret eden biri olarak, sadece işlevsel bulmadığımı söylüyordum, alkolsüzü duble gereksiz.

Berkant: katılıyorum size

Toygar: yani, git gazoz iç değil mi hacı

Berkant: niğde gazozu misal

Toygar: heeee en kral bir şey, ithalat derdin de yok

Berkant: yerli malı, yurdun malı

Toygar: çok ulusalcı gördüm sizi Berkant Bey

Berkant: lütfen olayı çarpıtmayalım

Toygar: çarpıtmayıp ne yapalım

Berkant: çarptıttıralım

Toygar: çok ahçı kılıklısınız Berkant bey, maşa elinizi yakmasın

Berkant: bana eli maşalı mı demek istiyorsunuz Toygar bey

Toygar: kasımpaşalı demek istiyorum Berkant bey

Berkant: hem ulusalcıyım, hem kasımpaşalıyım hem eli maşalıyım bilim bakalım ben kimim Toygar bey

Toygar: Karagöz

Berkant: gözün kör olmasın emi

Toygar: hacıvatlar siksin seni

Berkant: ahlak süküt etmiş.

Toygar: anaaa telefon çalıyor, rakıya çağrılıyorum, gerçi açmadım telefonu.

Berkant: ne kadar kaldığını sor

Toygar: açar mıyım lan?

Berkant: şimdi gelirler olm kapına, niye açmıyor bu oğlan, ldü mü, kaldı mı?

Toygar: yok gelmezler, uyumuş derler.

Berkant: hacivatla karagöz neden öldürüldü hacı

Toygar: çok konuştular zannımca

Berkant: e birbirleriyle konuşuyordu bu ustalar

Toygar: halk da dinliyordu ama bunları

Berkant: e kumanda ellerindeeee geçsinler başka kanala.

Toygar: kumanda halkın elinde hacı, öldürenlerin değil

Berkant: halk dinlemesin işte

Toygar: halk dinliyor işte, sen olsan, hakla mı uğraşırsın, konuşanlarla mı?

Berkant: katillerr

Toygar: eli kanlı cani olm hepsi

Berkant: allahlarından bulsunlar

Toygar: amin, bizi de bir öldüren olsa, o da allahından bulsa, fena mı?

Berkant: hahaha temiz iş çıkaracaksa

Toygar: acı yok rocky acı yok.

Berkant: dının dııı dının dııı

Toygar: kaplanın gözü girsin götüne

Berkant: mısır seni bozmuş, hahaha

Toygar: çok terbiyesizleştim, bildiğin gibi değil.

Berkant: ben seni böyle mi gönderdim la gurbet ellere

Toygar: yok kravatımı ellerinle bağladın, sinek kayıyordu yüzümden, ula hamiyet ne bu vaziyet dedim kendi kendime, bu ne rezalet ne bu eziyet.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Arkası Yarın : Toygar’ın Oyunları – 2

Oğulcan ile Toygar pembe hayaller içinde salak salak gülerlerken, Oğulcan birden ciddileşerek yine de futbolun ilginç bir oyun olduğunu ve 10 defa üstüste kaybedebileceklerini düşündüğünü söyledi ve ekledi: “Amaaan giderse de 300 TL gitsin, o kadar heyecana, oynadığın maçı internet üzerinden bulup seyrederken duyduğun zevke değer”

O gün akşam üç kere kaybetmişler ve bahis 10 TL seviyesine çıkmıştı. İlk iki maçı tutturdular fakat diğer maç Arjantin Liginden Velez Sarsfield Rosario Central maçıydı ve maç gece 2’de başlıyordu. Oğulcan gitti yattı. Toygar ise maçı izlemeye kararlıydı.

İnternette maçı bulduğunda uzunca bir süre hangi takımın Velez hangi takımın Rosario olduğunu anlamaya çalıştı. Sahada biri sarı lacivertimsi yatay çizgili bir forma ile beyaz üstüne kollardan gelip göğüs kafesinin altında birleşen kalın bir lacivert V harfi olan bir takım vardı. Maçı Velez’in kazanması gerekiyordu ki, 35 TL kazanıp kümülatif zararı çıkarabilsinler. Beyazlılar daha iyi oynuyordu, ama Toygar’ın sarı lacivertimsi formaya sempatisi vardı. Bir süre sonra Velez’in beyaz formalı takım olduğu anlaşılınca sarı lacivertimsi takıma Toygar’ın duyduğu sempati, işi beceremeyen adamına “yıkılın lan karşımdan” diye bağıran mafya babası tepkisine dönüştü.

Bu takımlara oynamadan önce Toygar takımların Arjantin ligindeki durumlarına, son oynadıkları maçlara falan bakmıştı. Velez 6. Rosario 14. idi, ama Arjantin Kapanış ligi yeni başlamıştı. Belki de bu tablo çok değişecekti ilerleyen günlerde zira açılış ligi şampiyonu Boca Juniors 10. sırada Arjantin’in en büyük kulüplerinden River Plate 13. idi. İşin ilginç tarafı River Plate açılış ligini sonuncu olarak tamamlamıştı. Bütün bu verilere baktıktan sonra Toygar kesinlikle bilgi sahibi olmadığını ve öyle iki tane veriye bakarak bilgi sahibi de olamayacağını kabul ederek oynamıştı kumarını.

Velez ilk yarının son bölümünde bulduğu golle öne geçince Toygar Fener öne geçmiş gibi sevindi, ikinci yarıda Rosario beraberliği yakalayınca da Cimbomdan gol yemiş gibi üzüldü. Sahada Velez daha iyi görünüyordu. Oyuna hakimlerdi. Toygar sonunda iyiler kazanır romantizmi içinde izlerken maçı, bu romantizm gerçek oldu. Velez maçı 2 1 aldı.

Ertesi sabah Oğulcan Toygar’dan önce uyanıp internetten kazandıklarını görmüştü. Toygar uyanınca “işte o, iddaanın bomba tahmincisi, üçü yüzüç yapacak büyük insan Toygaaaaaaaaar” diye bağırdı. Sabah salaklığıyla neye uğradığını şaşırmış Toygar noluyor lan der gibi bakarken, Oğulcan açıkladı: “Kazanmış Velez”. “Haa onu diyorsun” dedi Toygar, “Velez iyi takım abi.” “hımm beğendin yani Velez’i, var mı Fener’e almak istediğin oyuncu?” “Yok” dedi Toygar, “takım olarak iyiler.”

Tekrar oymadılar, tekrar kaybettiler. Tekrar kazandılar, tekrar oynadılar. Kasalarındaki para 350 TL olmuştu 2 ay sonunda. Oğulcan ile Toygar hiçbir yatırım aracının bu krizde iki ayda net %15 para getirmeyeceğini söyleyerek böbürleniyorlardı. “300 TL yerine 300,000 TL ile girseymişiz bu işe şimdi 50,000 TL kazancımız vardı” bile dedi Oğulcan. O gün de oynamaya devam ettiler. Toygar’ın işi vardı, dışarıdaydı ve akşam eve geldiğinde Oğulcan üstüste 7 kez kaybetmişti. Toygar “hadi yaa” dedi önce, sonra “amaaan pilavdan dönenin kaşığı kırılsın” diye ekledi. Oğulcan o sırada düşünceliydi, “bak şimdi dikkatimi çekti, sermayenin %75’ini son üç seansta yatırıyoruz, yani şimdi vazgeçsek ve başa dönsek artıda olduğumuz 50 TL’yi de düşünürsek sadece 30 TL kaybeder ve yeni bir sayfa açarız” dedi. Toygar Oğulcan’ın oynamayı planladığı maçları inceleyerek, “abi bu kupon kazanır bas 50 kağıdı” dedi. Oğulcan, “bence de kazanır, zaten iddaaya göre de kazanır, ama daha önceki 7 seferde de durum bundan farklı değildi” diye karşıladı. Toygar daha önce oynanan maçlara bakarak, “olur mu lan dedi baksana tek maça üç kere oynamışsın üçünde de kaybetmişsin, o maç da Kongo Angola maçı, sen ne bilirsin Kongo futbolunu, Angola kadrosunu.” Toygar yoprgundu, içeri yatmaya giderken, Oğulcan’a “bence sistemi bozma bas 50 TL’yi ama yine de son kararı sana bırakıyorum” dedi.

Oğulcan’ın eli gitmedi, basamadı 50 TL’yi, bastı 2 TL. Toygar ertesi gün sabah maç sonuçlarına bakarken 3 maçı da tutturduklarını gördü ve işte bu dedi. Oğulcan uyanınca, Toygar, “iddaanın kralı naber” dedi. Oğulcan;
- Kendimi olimpiyatta sıfır çeken Halil Mutlu gibi hissediyorum”
- 2 TL bastın di mi Allah’ın salağı! Sisteme inancın yoktuysa, ne diye ortaya attın lan bu sistemi?
- Ne bileyim abi güvenemedim.
- İyi bok yedin.
- Neyse bunlar hep tecrübe.
- Sikiyim senin tecrübeni, olayın büyüsünü bozdun sen.
- Lan ne büyüsü olacak yaw?
- Sana da sistemine de güvenmiştim ben. Hahaha
- Yapma yaa. Hahaha
- Şu an çalışmama hayalim tuzla buz oldu senin yüzünden. Hahaha
- Lan tutmasa da 300 TL’yi kaybetsek daha mı iyiydi!
- Daha iyiydi tabii! En azından olmuyormuş derdik.

Oğulcan hayretle sağlamcı Toygar’ın içindeki kumarbaza bakıyordu. Çünkü Toygar’ın sonuçtan çok süreçle ilgilendiği belliydi. Kazanmak ya da kaybetmekten öte birşeydi bu Toygar için, yanar dönerlikti. Kumar içine girmişti Toygar’ın, sonuna kadar gidilmeliydi. Oyun disiplininden kopulmuştu artık, dağılmak an meselesiydi.

Oğulcan oynamaya devam etti, fakat Toygar heyecanını yitirmişti. Artık kafasına göre tek kuponluk büyük bahisler oynuyordu. Nadiren kazanıyor, çoğunlukla kaybediyordu, ama sermayesi de bitmiyordu.

Sezon sona erdiğinde Toygar, mayın tarlasındaki gri kareleri tıklarken Aceto’nun blogunda, Velez Sarsfield’ın Arjantin kapanış liginin şampiyonu olduğunu öğrendi. Hırsla yeniden açtığı mayın tarlasında gri karelere sinirli sinirli tıklarken, tıklayacak akrenin kalmadığını görünce sarı adamın güneş gözlüğünü taktığını farketti. Fakat asıl önemlisi rekor kırdın adın ne penceresini görmesiydi. Yeni rekor 255 saniyeden 238 saniyeye inmişti.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Arkası Yarın: Toygar’ın Oyunları

Toygar Lodosoğlu içindeki Usain Bolt uyanmışçasına rekordan rekora koşuyordu. Mayın Tarlası isimli oyunun uzman levelinde 279 saniye olan rekorunu 255 saniyeye çekmenin gururunu yaşamış Yeni Zelandalılar gibi haka dansı yapıyordu ki, Oğulcan geldi.

- Noluyor lan?
- Rekor kırdım da, kutluyorum.
- Bilgisayar başında oturma rekorunu mu kırdın lan? İnanmıyorum!
- Yok oğlum, Mayın Tarlası’nı 255 saniyede bitirdim.
- Sana acıyorum Toygar.
- Kedi de uzanamadığı ciğere mundar dermiş.
- Toygar sana bazı bilgiler vereyim. Bilgisayar oyunları sektörü 80’lerden bu yana acaip gelişmeler kaydetti. Artık futbol oynarken oynayan adamın yüzünü bile benzetiyorlar aslına. Mesela oyundaki Tuncay Şanlı aynı gerçek Tuncay Şanlı’ya benziyor.
- Eeee?
- Yani diyorum ki inanılmaz grafikler, aşmış hareketler var artık oyunlarda.
- Eeee?
- Ve sen hala seksenlerden kalma bu salak oyunu oynuyorsun.
- Oğulcan sen kiwi çıktı diye elma yemeyi mi bıraktın? Kuşburnu çayı çıktı diye normal çaydan vazgeçtin mi?
- Ne alakası var lan?
- Bir oyunu sadece seksenlerden kalma diye elştiren bir adamdan beklenmeyecek bir tepki! Kimbilir satranç oynasam başıma neler gelecekti.
- Peki neden bu oyunu oynuyorsun Toygar?
- Çünkü bu oyun her yerde oynanabiliyor, her bilgisayarda var. Üstelik beyin bir kastır ve kaslar antrenman yapmazlarsa, zayıflarlar.
- Üstün zekanı korumak için oynuyorsun yani bu salak oyunu.
- Hayır, sadece vakit geçsin diye oynuyorum. Bir de işte eskiden spider solitaire oynuyordum ama, belli oluyordu kocaman renkli bir ekran. Birkaç kere genel müdüre yakalandım oyun oynarken. Bu ise uzaktan scientific hesap makinesi gibi görünüyor.
- Peki evde ne diye oyunuyorsun Toygar?
- Sonradan bu oyunu sevdiğimi farkettim. Aradığım herşey var bu oyunda.
- Pardon?
- Gerilimli bir oyun, beynini çalıştırıyor, bir tane hareket yapmak için 9 tane düğmeye uygun sırayla basacağım diye kasman gerekmiyor, içinde mükemmel dozda şans ve yüksek düzeyde zeka var.Hayat gibi Oğulcan, yaptığın her hareket bir öncekinin aynısı ama etkileri acayip değişken. Birden 32 kareyi açtırabildiğin gibi, mayına basıp gümleyebiliyorsun da. Temelde ise yaptığın hep mouse ile gri bir kareye tıklamak. Doğru kareye tıklarsan zafer, yanlış kareye tıklarsan hüsran oluyor. Ayrıca kader inancına manyak bir açılım getiriyor.
- Oha Toygar oha!
- Mayınların yeri belli abi, oyuna başladığın anda tüm mayınların yeri belli. Sen iyi oynarsan kazanıyorsun, kötü oynarsan kaybediyorsun. Pek çok mayının yerini doğru olarak tahmin edebiliyorsun, ama iyi de bir açılışa ihtiyacın oluyor. Açılışı kötü yaparsan, oyunu iyi bitirmen de çok zor oluyor. Mavi 1’lerde rahat davranıyorsun, bordo 5’ler ise ödünü koparıyor. Siyah 7’yi bulursan arkana bakmadan kaçıyorsun. Sen mayınları işaretledikçe tablo netleşiyor. Bazen de göz göre göre sağ tıklamak için imleci üzerine getirdiğin karede bir anlık dalgınlıkla sol tıklıyorsun ve bommmm.
- Sen kafayı yemişsin Toygar.
- Kafayı yemiş olmam söylediklerimi değersiz kılmaz.
- Peki oyundan sıkılmıyor musun, ya da somut ilerleme oldu mu başladığından beri.
- Oyundan tabii ki sıkılıyorum. Bazen yoruyor beni. Somut ilerleme ise, ilk başladığımda sadece mayınları bulmaktı amacım süreyle ilgilenmiyordum. Yarım saatte de açtığım oluyordu, onbeş dakikada da. Sonra baktım ki 100 oyunun 60’ını falan açıyorum, süreyle de ilgilenmeye başladım. Önce 800 saniyelere falan çektim süreyi, sonra 600’lere. Uzunca bir süre 600’ler seviyesinde kaldım. Sonra 400’lere indim. Arada bir de 300’lerde açıyordum ama 300 sanieynin, yani beş dakikanın altına inebileceğimi sanmıyordum. Geçenlerde bir 279 yaptım. Çok iyi bir açılış yaptığıma bağladım. Sonra 282 yaptım. Ama bugün içimdeki Usain Bolt haykırdı. 255.
- Peki sana daha gerilimli, daha riskli daha etine kemiğine dokunan bir oyun bulsam, vazgeçer misin?
- Neymiş bu oyun?
- İddaaaaaaaa! Hem para da kazanırsın. Hatta yeterince iyi olursan, çalışmana bile gerek kalmaz.
- Lan bırak allah aşkına yaaa.
- Oğlum hemen itiraz etme de bir dinle.
- Anlat bakalım.
- Şimdi, ben uzun zamandır iddaa ile ilgileniyorum biliyorsun. Mantıklı ve sürdürülebilir bir oyun sistemi bulmaya çalışıyorum.
- Bak bak bak, anlatışa bak. Sanırsın küresel ısınmaya çözüm üretiyor.
- Uzun sürelik iddaa tecrübemden çıkan en temel ders, mümkün olan en az maçlık kuponlarla oynamaktır. Şu sıralar pek çok maç için minimum bahis sayısı 3. Yani 3 maç seçeceğiz.
- İyi de az maç seçince de kazanç az oluyor.
- Oğlum mesela iddaa’nın da oranlarıyla favori gösterdiği yaklaşık 1.5 oranlı 3 maç seçsek, yatırdığımız her liraya yaklaşık 3.5 lira alırız. 10 TL yatırdıysak 35 TL alırız. Hem de herkesin favori gösterdiği takımların kazanması halinde üç buçuk kat para kazanılıyor. Ufak ufak kazanıp, sabırla biriktirdiğin zaman 10 TL basma da 100 TL bas, 100 TL basma da 1,000 TL bas. Mesela, Valencia – Getafe maçı. Kim kazanır.
- Tabii ki Valencia.
- Oranı kaç biliyor musun?
- 1.30 falandır herhalde
- Değil işte. 1.45.
- E iyiymiş.
- İşte bunun gibi 3 maç oynayacağız. 2 TL para yatıracağız. Kaybedersek yine bunun gibi 3 maç bulup, 5 TL yatıracağız. Kazanırsak 17 TL civarı kazanırız, yatırdığımız 7 TL’yi çıkarsak net 10 TL kazanırız. Kazandığımız anda başa döneceğiz. 5 TL yatırdığımızda da kaybedersek, 8 TL yatıracağız.
- Eeee bu böyle gider.
- Bunun bir sınırını koyacağız. Mesela 10 maç üstüste 3 favori maçtan kaybedersek sermayeyi tüketmiş olacağız. Sermaye de 300 TL civarı birşey. Yani kişibaşı 150 TL.
- Nasıl ya anlamadım.
- Bak dur sana tablosunu yapayım. Sen Excel adamısındır, ondan anlarsın.
- Yani diyorsun ki, 10 maç üstüste üç favori maçı bilemezsek, kaybedeceğimiz para 150 TL.
- Evet aynen. Şimdi soruyorum sana. Futboldan anlayan, futbol izleyen adamlarız, dahası zaten iddaa oranları belirlenirken profesyonel bir ekibin yaptığı analizin sonucunda bu oranlar belirleniyor. Yani iddanın favori gördüğü takımların zaten maçı kazanmaları lazım. Bu şartlar altında 10 kere üst üste 3 favori maçı bilemediimiz olur mu?
- Valla zor görünüyor da bu sistemde biz aylarca oynarız sonunda bir bakarız 300 TL’miz olmuş 350 TL. Yani seni zengin etmez beni batırmaz bir iş bu.
- Abi öyle olursa bu sefer 300 değil de 3000 TL yatırırız. 3000 TL değil de 30000 TL yatırırız. Hatta o zaman seni o işten alırım. Şu duvarlara 6 tane LCD takarım, Her birine açarım bir maç sen izler durursun. Raporlar çıkarırsın. İşte dersin ki, Helsingborg deplasmanlarda iyi oynuyor ama ecvinde çok zorlanıyor, kontraatak takımı bu. Buna benzer bilgiler ilk elden toplandıkça yanılma ihtimalimiz de azalır. İddaa sitesi bile kurarız şerefsizim.
- Hee hatta iddaayı batırırız bizi tutuklarlar falan.

Devam Edebilir :p

8 Mayıs 2009 Cuma

Barney Stinson’dan Al Bundy’e

Toygar Oğulcan’ın düşünceli gözlerle anlattığı sorunlarını dinlerken bir yandan da üç ay önce İstanbul’a taşınacakken kendisine söylediği “heyecanlı mısın Toygar, Barney Sitinson’un geliyor” sözlerini düşünüyordu. Barney Stinson’un olacağım diye gelen herife bak ya, ne hale düştü adam dedi içinden.

Oğulcan Pirgelen bir sıcak iklim insanıydı. Güneylerin adamıydı, ama kader ona hep kuzeyleri vermişti. Tek dileği güneyde sıcak bir şehirde konforlu bir hayat sürmekti. Gelin görün ki, üniversiteyi kuzeyde, askerliğini kuzey doğuda yapmış, ilk işini soğuk bir İç Anadolu coğrafyasında bulmuş, nihayet güneyde konforlu bir iş bulduğunda da bir seneye kalmadan fabrikanın satılacağı hatta belki de kapanacağı söylentileriyle huzuru kaçmış ve sonunda tekrar ekmek parası için kuzeye, İstanbul’a gelmişti.

19 Şubat senin için bir milat olacak Toygar diyordu Oğulcan, seni tüm dertlerinden kurtaracak Barney Stinson’un gelecek. Toygar he he diyor geçiyordu, hayatta yalnız başına var olmayı becerebilmesi gerektiğini, kimseye yaslanmadan kendi başına yaşama yeteneğinin önemini kavrayalı çok olmuştu. Ne sen Barney Stinson’sun Oğulcan ne de ben Ted Mosby diye başından savdı Oğulcan’ı Toygar. Oğulcan 19 Şubat’ta gelemedi İstanbul’a, Toygar şaşırmadı. Kader ağlarını örmüştü ama Oğulcan için, 4 Mart’ta geldi. Gelir gelmez, İstanbul’un trafiğinden, yolda geçirdiği zamanın fazlalığından, ütü yapmanın kıllığından, bulaşık yıkamanın eziyetinden, havanın ısınmak bilmez soğukluğundan, doğalgazın pahalılığından, Ufo’nun dandikliğinden şikayetlere başladı. Toygar alışır herhalde diye pek ses etmedi önceleri ama ardından asıl şikayet konusu gündeme gelecekti. Oğulcan yeni başladığı işinden nefret ediyordu. Ona göre enkaz devralmıştı.

Öte yandan güneyde bıraktığı sevgilisiyle hızlı bir evlenme trafiğinin içinde buldu kendisini Oğulcan Nisan ayında. Mayısta nişan yapılacak, sevgilisi güneyden kuzeye gelecek, henüz öğrenci olan kardeşi ve Oğulcan ile birlikte evlenene kadar yaşayacaktı. Karar böyle verilmişti. Toygar değişmez bir biçimde ev arkadaşlarını üç ila dokuz ay içerisinde evlendirmeyi başarıyordu. Bu kural Oğulcan için de bozulmamıştı. Fakat Oğulcan düşünceliydi:

“3 milyar maaş alıyorum, satınalma yöneticisiyim, on gün sonra nişanlanıyorum, peki neden mutsuzum, yani bir insan daha ne ister ki? İstanbul, şirket, sevgili üçlüsü beni bitirdi abi yaa. Sevgilimden ayrılsam, işi bıraksam, İstanbul’dan da kurtulup anamın evine gitsem valla bundan daha mutlu olurum ya! Abi bu hava neden hala ısınmıyor yaaaa!”

Tüm bu serzenişler üzerine Toygar acımadı: “Barney Stinson dedin Al Bundy çıktın lan, sen Al Bundy, sevgilin Peggy, sevgilinin kardeşi de Kelly, evli ve çocuklu.”