Issız Adam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Issız Adam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2008 Çarşamba

Zeynep'in 8 Günü filminden bir replik

Kafamda dün akşamdan beri bir replik vardı. Dehlizlerinde dolaşsın istiyorum, mahzenlerimde sarhoş olsun istiyorum gibi bir cümle. Bir kadın sesi bunu söyleyip duruyor, fakat bir türlü hatırlayamıyordum. Nihayet 24 saatin sonunda repliğin geçtiği filmi hatırladım. Filmden de yazdım tüm repliği. Issız Adam etkisiyle bu repliği hatırlamıştım. Belki benim gibi kafayı takıp da, bulamayanlar olursa internete kayıt düşüyorum. Kafayı takan olmazsa da bence güzel replik. Issız Adam sevenler bir de bunu okuyun bakalım :)

Zeynep :
Benim annem babam yok. Kimsesizim. Renksiz bir dünya kurmuşum kendime, mutluluk provası oynuyorum. Ali'yi tanıyınca o renksiz dünyanın çölüm olduğunu anladım. O, çölüme yağmur oldu. Ailem oldu. Dünyam oldu. O benim, ben oyum. Bir gece girdi hayatıma, ama şimdi yok. Ali'yi tanımadan önce ben iyiydim, ama şimdi kötüyüm. Saçmalıyorum biliyorum. Daha önce yapmadığım şeyleri yapıyorum. Bilmediğim sokaklara giriyorum, bilmediğim evlere giriyorum, tanımadığım insanlarla konuşuyorum. Ben çok korkuyorum. Onsuz hiçbirşeyin anlamı yok. Adımı bile unutmaya başladım. Hergün gezdiğim caddeleri tanımıyorum. Tanıdığım insanların yüzlerini hatırlamıyorum Nasıl yemek yenir, nasıl su içilir unutuyorum. Ekmeğin, suyun, hiçbirşeyin tadı yok. Var mıyım, yoksa yok muyum, artık bilmiyorum. At gözlüğü takayım, hayata devam edeyim diyorum, ama bu beni kendimden korumuyor. Benim onu bulmam lazım. Onunla konuşmam lazım. Nolur bana yardım et. Sana yalvarırım, bana yardım et. Nolur bana yardım et, lütfen. Yalvarırım bana yardım et.

(Telefon çalar)

Zeynep :
Bakmayacak mısın ?

(Ali’nin arkadaşı telefona bakar)

Ali’nin arkadaşı :
Efendim, bir dakika beklesene, Burda seninle konuşmak isteyen biri var.

Zeynep :
Alo

Ali :
Kimsin ?

Zeynep :
Zeynep.

Ali :
Ne istiyorsun kızım benden, neden beni arayıp duruyorsun ?

Zeynep :
Hani gelecektin ?

Ali :
Ne ?

Zeynep :
Seni özledim.

Ali :
Rahat bırak lan beni. Zaten başım belada, bir de senle uğraşamam.

Zeynep :
Başının belada olduğunu biliyorum. Bana gel, bende kal. Ben sana bakarım. Seni ne mutlu edecekse yaparım ben. Seni üzmem.

Ali :
Bi dakika, bi dakika, sen benim başımın belada olduğunu nerden biliyorsun lan? Yoksa yanındaki orospu çocuğu mu söyledi? Onun var ya, anasını sikeceğim, geberteceğim lan onu, yolunu sikeceğim o piçin, telefonu ver telefonu ver laaan!

Zeynep :
Ben, ben bara gittim seni bulmak için.

Ali :
Naptın bara mı gittin ?

Zeynep :
Evet.

Ali :
Lan salak karı, seni takip etmişlerdir.

Zeynep :
Etmediler.

Ali :
Lan nerden biliyorsun manyak ?

Zeynep :
Lütfen küfür etme.

Ali :
Ya nerden biliyorsun dedim.

Zeynep :
Ondan uzak dur dediler de ondan.

Ali :
(Ağzını büzerek) Ondan uzak dur dediler de ondan. Salak, gerizekalı, orospu.

Zeynep :
Lütfen küfür etme.

Ali :
Lan arkadaşımın evini nasıl buldun sen ?

Zeynep :
Dayı'na gittim.

Ali :
Da, da, dayı, lan dayımı nasıl buldun sen ? Neyse, bak kızım, o gittiğin barın kasasını patlattım ben. Sonra pişman oldum, parayı geri vermek istedim, ama orospu çocukları almıyorlar. Anlayacağın beni ortadan kaldırmak istiyorlar. İbnelerin itibarını zedelemişim. Bak, beni iyi dinle şimdi. Rahat bırak beni tamam mı ? Arama, yoksa senin de başın belaya girer. Anladın mı lan ? Hadi hoşçakal.

(Ali kapatır telefonu, telefondan meşgul sesi gelir. Zeynep yavaşça telefonu kapatır gitmek üzere kapıya yönelir.)

Zeynep:
Teşekkür ederim.

Ali’nin arkadaşı :
Üzülme

Zeynep :
Neden, neden üzülmeyeyim ? Beni istemiyor.

Ali’nin arkadaşı :
Ali hiçkimseyle bu kadar uzun konuşmaz, işle ilgili değilse tabii. Yani üzülme diyorum çünkü anladığım kadarıyla sen o kaleyi çoktan fethetmişsin zaten.

Zeynep :
Bahçelerinde dolaşamıyorsam, salonlarında, koridorlarında gezemiyorsam, odalarında oturamıyor, balkonlarında kendimi bulamıyorsam, dehlizlerinde saklanamıyor, burçlarında ağlayamıyorsam, mahzenlerinde sarhoş olamıyor, mutfaklarında dolaşamıyorsam, yorulduğumda sırtımı yaslayamıyorsam, mutluluğumu tavan aralarına fısıldayamıyorsam, nasıl fethetmiş olurum o kaleyi, söyler misin, nasıl fethetmiş olurum o kaleyi ben ?

8 Kasım 2008 Cumartesi

Aşçının Issız Ada'sı, Ada'nın Issız Adam'ı

Bir şef aşçı... Aşçısı olduğu restoranın sahibi... Yemeyeceği yemekleri yapıp sadece tadan bir aşçı... Her aşçı biraz gurmedir. Mutfağından çıkan yemekleri tadar ama yemez ve onun için ilk tatlar çok önemlidir.

Bir kadın, Ada, kendi kendine yeten müstakil bir ada. Adaya gelenlere tepkisel yaklaşan bir kadın, hiçbir adamın kolay kolay sahip olamayacağı ada. Biraz yabani, biraz huysuz, biraz ıssız. Tipik bir ada işte. Sahibini arayan, sahiplenilmek isteyen, ama olmazsa da olmaz diyip müstakil varlığını devam ettiren.

Aşçı adaya çıkmak ve adadaki eşsiz sebzelerden baharatlardan toplamak ister. Ada tüm hırçınlığıyla buna karşı durur. Fakat aşçı yeni bir tat için ısrarlıdır. Ada‘nın ölçüsüz hırçınlığını sorgulamasından istifade edip sızar adaya. Ada’yı fetheder. Tam bu andan itibaren aşçının “Issız Adam” dediği ada Aşçının adası olmuştur. Ama aynı anda da Aşçı ada için “Issız Adam” olmuştur.
Çünkü adanın ilk tadını almıştır aşçı. Aşçı sürekli aynı yemeği yemek istese aşçı olmaz, gurme olmaz. Gider sevdiği yemeği yapmayı öğrenir, malzemelerini bulur, dahasını kurcalamaz. Lazım oldukça, yeri geldikçe, özledikçe adanın baharatlarını kullanmak ister hepsi o.

Oysa Ada, aşçının hep aynı baharatları kullanmasını, hep aynı yemeği yapmasını ister. Aşçı ile adayı birbirine ıssızlaştran derin çelişki budur. Aşçı adadan ayrılır, karaya döner. Ada ıssızlaşır tekrar. Aşçı zaten tüm dünyaya ıssızdır. Annesine bile...

Aşçının kendini ıssızlaştırmadığı tek insan restooranın şef garsonudur. O da o “İngiliz” tarafıyla zaten aşçı için risk içermez. Garson ile aşçı ayrı işler yapmakta ve birbirlerinin işine yaramaktadırlar. “Issız” aşçının “İngiliz” garsonu, aralarında kibar, kocaman ve işlevsel bir mesafe.

Aşçı adadan ayrıldığında ona sürpriz doğum günü partisi yapar restorandakiler. Aşçı dükkana girip kimseyi göremediğinde ödü kopar. Hemen inanmıştır herkesin onu ıssızlığına terkettiğine. Bununla nasıl halleşeceğini bilemez, korkar. Aşçı zaten ilişkide olduğu herkese para vermektedir. Restorandakilere, evdeki temizlikçisine, seviştiği fahişelere... Devamlı müşterisidir fahişelerin. Aşçı olmak ölçülü olmaktır. Tuzun, biberin, şekerin ölçüsünü bilmektir. Her sebzenin farklı ısıda piştiğini bilmektir. Ne zaman neyi koyacağını bilmektir. Özel hayatını da işi gibi yaşar aşçı. Mutfağın imparatoru, yatak odasının da imparatoru olmak ister. İhtiyaç duyduğu zaman ihtiyaç duyduğu malzemeyi bedelini ödeyerek satın almak ister. Aşçının arzuları yoktur, ihtiyaçları ve gereklilikleri vardır, geçici hevesleri vardır..

Aşçı doymak için değil, tatmak için yaşar. Bu nedenle hep açtır ve annesine dediği gibi, bu aslında çok zordur. Annesine neyin zor olduğunu anlatmaz, anlatamaz.

Ada’yı da, annesini de özler ama özlemini bastıramaz. Çünkü özlemdir aşçının yaşama sebebi. Aşçıya doya doya yemeyecektin madem, bu yemeği neden yaptın sorusunu sormak anlamsızdır.

Bu soruya aşçı cevap veremez. İyi aşçılar hep erkektir ve güzel adalar da hep kadın.