Gitmiyordum. Yelkenim yoktu. Rüzgar da yoktu zaten, çarşaf gibiydi deniz. Hava kapalıydı, pamuk gibi bulutlar da yoktu, mavi bir gök de. Tatlı tatlı tenimi yakacak bir güneş yoktu, Dudaklarım dalgaların tuzunu tatmıyordu. Dalga yoktu ki...
Ama yine de ben yaşanmamış sevdalarda, yarım kalmış duygularda ve çığ tutmuş umutlardaydım. Yani ben de hiçbiryerdeydim. Hiçbiryer, yani Shakespeare’in halt ettiği yer. Olmaya ya da olmamaya kayıtsız kalınan yer. Meselenin sadece zamanın geçmesi olduğu yer. Hep aynı varoluşlardan bıktığın yer. Hiçbirşeyin öneminin olmadığı yer. Somut dertlerin yerlerini soyut kayıtsızlıklara bıraktığı yer. Hiçbiryer.
Adımızla bir sokak duvarında kalmaz aşk, bir ağaç kavuğunda, bir takvim kenarında, bir çiçekte, bir defter arasında, bir tırnak yarasında, bir dolmuş sırasında, bir odada, bir yastık oyasında, bir mum ışığında, bir yer yatağında, dilimizde yinelenen bir şarkıda kalmaz. Bir okul çıkışında, bir çocuk bakışında, bir kitapta, bir masal perisinde, bir hasta odasında, bir gece yarısında, bir durakta, yırtık bir afişte, buruk bir gülüşte, dağılmış yürüyüşte, bir sokakta, bir genel telefonda, bir soru yanıtında, bir komşu suratında, bir pazarda, bir kahve kokusunda, bir tavşan niyetinde, bir çorap fiyatında, bir yosunda, bir deniz kıyısında, bir martı kanadında, bir vapur bacasında kalmaz. Hiçbiryerdeysen eğer hiçbirşey kalmaz. Yalnızca kayıtsızlık ve bundan doğan bıkkınlık kalır. Anlamsızlık bile, akılsızlık bile, zevksizlik bile, düzensizlik bile, nefret bile, ölüm bile kalmaz.
Orada birkaç şarkı kalır, aklına gelir, mal mal saçmalattırır. Bir kaç rüya kalır, beyinsizce aklına takılır. Bir kaç yüz kalır, gözüne takılır. Hepsi bu.
Ama yine de ben yaşanmamış sevdalarda, yarım kalmış duygularda ve çığ tutmuş umutlardaydım. Yani ben de hiçbiryerdeydim. Hiçbiryer, yani Shakespeare’in halt ettiği yer. Olmaya ya da olmamaya kayıtsız kalınan yer. Meselenin sadece zamanın geçmesi olduğu yer. Hep aynı varoluşlardan bıktığın yer. Hiçbirşeyin öneminin olmadığı yer. Somut dertlerin yerlerini soyut kayıtsızlıklara bıraktığı yer. Hiçbiryer.
Adımızla bir sokak duvarında kalmaz aşk, bir ağaç kavuğunda, bir takvim kenarında, bir çiçekte, bir defter arasında, bir tırnak yarasında, bir dolmuş sırasında, bir odada, bir yastık oyasında, bir mum ışığında, bir yer yatağında, dilimizde yinelenen bir şarkıda kalmaz. Bir okul çıkışında, bir çocuk bakışında, bir kitapta, bir masal perisinde, bir hasta odasında, bir gece yarısında, bir durakta, yırtık bir afişte, buruk bir gülüşte, dağılmış yürüyüşte, bir sokakta, bir genel telefonda, bir soru yanıtında, bir komşu suratında, bir pazarda, bir kahve kokusunda, bir tavşan niyetinde, bir çorap fiyatında, bir yosunda, bir deniz kıyısında, bir martı kanadında, bir vapur bacasında kalmaz. Hiçbiryerdeysen eğer hiçbirşey kalmaz. Yalnızca kayıtsızlık ve bundan doğan bıkkınlık kalır. Anlamsızlık bile, akılsızlık bile, zevksizlik bile, düzensizlik bile, nefret bile, ölüm bile kalmaz.
Orada birkaç şarkı kalır, aklına gelir, mal mal saçmalattırır. Bir kaç rüya kalır, beyinsizce aklına takılır. Bir kaç yüz kalır, gözüne takılır. Hepsi bu.
